Gökhan Saban

Gökhan Saban
@Gtosama
Thief
36 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
"Hangi açıdan bakılırsa bakılsın," dedi usulca, "Yüzbaşı Paran'ın yakışıklı suratının şimdiye bir buçuk metrelik çamurun altında bir subay mezarında yatıyor olması gerekirdi."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
K: "Eh, şaşırmamışsındır herhalde? Kaç Baş Rahip makamının cüppesini yakar ki?" T: "Bana sorarsan yeteri kadarı değil. Tapınaklar ve rahipler olmasaydı Tanrıların kahrolası müdahaleleri fanilere dokunamazdı. O zaman da Dünya cennet olurdu, değil mi dostum?"
"Hava yine kararmıştı. Yoltaşı Hanı'nı sessizlik bürümüştü ve bu üç kısımlı bir sessizlikti. En belirgin kısım, etrafta bir şeylerin eksikliğinden kaynaklanan boş, yankılı bir sükunetti. Eğer rüzgar esseydi ağaçların arasında ıslık çalar, hanın tabelasını asılı durduğu kancalarda gıcırdatır ve güz yapraklarının savrulması gibi sessizliği yoldan aşağı süpürür giderdi. Eğer handa kalabalık, hatta bir avuç adam bile olsa, gecenin karanlık saatlerinde bir meyhaneden beklenen konuşmalarla ve gülüşmelerle, gürültü ve patırtılarla o sessizlik bozulurdu. Eğer müzik olsaydı...ama hayır, elbette müzik falan yoktu. Aslında bu şeylerin hiçbiri yoktu ve o yüzden sessizlik yerini koruyordu. Yoltaşının içinde bir çift adam, barın bir köşesinde kafa kafaya vermişti. Endişe verici haberleri konu alan ciddi meselelerden uzak durarak sakin bir sebatla kafayı çekiyorlardı. Böyle yaparlarken de büyük, boş sessizliğin içine daha küçük ve melankolik bir tane ekliyorlardı. Bu da bir tür alaşım, bir tezat yaratıyordu. Üçüncü sessizliği fark etmek kolay değildi. Bir saat boyunca kulak kesilirseniz onu ayaklarınızın altındaki tahta zeminde ve barın arkasındaki kaba, kıymıklı fıçılarda hissetmeye başlayabilirdiniz. Bu sessizlik uzun zaman evvel sönmüş bir ateşin sıcağını barındıran kara taşlı şöminedeydi. Barı silerken ağır hareketlerle ileri geri giden beyaz keten bezdeydi. Ve orada durmuş, fener ışığı altında çoktan pırıl pırıl parlamış maun ağacını daha da parlatan adamın ellerindeydi. Adamın ateş kadar kızıl saçları vardı. Gözleri koyu renkli ve dalgındı. Adam pek çok şeyi bilmekten gelen ve hemen göze çarpmayan bir güvenle hareket ediyordu. Yoltaşı onundu, tıpkı üçüncü sessizliğin de onun olduğu gibi. Bu da münasipti, zira bu sessizlik en büyüğüydü ve diğer ikisini sarıp sarmalıyordu. Güz
Sayfa 1·Kitabı okudu
Edebiyat
“Honor is dead. But I'll see what I can do.” -Kaladin-