Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
Ah...dedim sonra
Ah!
İç ses, diye söylendim
Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
Tanrım bana hiç erimeyen,
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
Kardeşimle kendimize durmadan,
Olmayan çayları,
Olmayan fincanlardan içerdik.
Olmayan kapıları açardık,
Olmayan ziller çaldığında.
Siyah papyonlu olurdu mutlaka
Resim defterimizdeki damat.
Yedi günde yarattığımız dünya
Mutlu olurduk pastel koksa
*
Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
Olanlar oldu tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!
Didem Madak
Kul neylesin benim yâri neylesin
Neylesin yaşımı ah benim yaşımı
Çek önümden bu zihnin taşını
Zaman benim zamanım çek önümden
Bir ışık görürüm hep
Duraklarımda durma
Nefret kokar ceketiniz
Durma
youtu.be/cxYGqfvaWy8?si=...
Romanları bitirince yeniden yapay ve kapalı bir dünyaya, anlayamadığım insanların arasına dönüyorum. Anlayamadığım insanların arasında bende varım. Duygularımı tarif edemiyorum düşüncelerimi yakalayamıyordum.