Ancak herkes öylesine hissiz ve kaygısız görünüyordu ki yalnızca nefes alıp veriyor, dinleniyorlardı; bu salonda rahattılar, korunaklıydılar, hissiz olsalar da sağlıklıydılar.
Hasta olan dünyanın ateşini, içinde hisseden bir tek ben vardım.
Zaman, bu boğucu atmosferde eriyor; saatler buharlaşıyor, bu sıcak ve manasız hayal âleminde âdeta tuzla buz oluyordu. Gözeneklerimden yayılan ısı ve damarlarımdan çağlayarak akan kanımın kaynaması dışında hissedebildiğim bir şey yoktu.
Binlerce insanın, gece gündüz fark etmeksizin yakıp kavuran sıcak havaya maruz kalan dudakları bir damla neme muhtaçken, aynı saatlerde o zirvede esen rüzgarın serinliğini düşünmek acı veriyordu.