Ancak herkes öylesine hissiz ve kaygısız görünüyordu ki yalnızca nefes alıp veriyor, dinleniyorlardı; bu salonda rahattılar, korunaklıydılar, hissiz olsalar da sağlıklıydılar.
Hasta olan dünyanın ateşini, içinde hisseden bir tek ben vardım.
Zaman, bu boğucu atmosferde eriyor; saatler buharlaşıyor, bu sıcak ve manasız hayal âleminde âdeta tuzla buz oluyordu. Gözeneklerimden yayılan ısı ve damarlarımdan çağlayarak akan kanımın kaynaması dışında hissedebildiğim bir şey yoktu.