“Bütün bu arayışlar, bütün bu dünyalar... Birbirimize bunca benzer olup da bunca uzak dünyalarda nasıl yaşayabiliyoruz? Ne aynı topraktan ne aynı kandayken, ne de aynı amacın peşindeyken aynı çılgınlığı paylaşmamız nasıl mümkün oluyor?”
“… seçmece kötü. Kötü derken, kötü yürekli, yürekli, acımasız ya da despot biri demek istemiyorum. Birazcık bu da var elbette. Hayır, ‘gerçek bir kötü derken, içinde iyi olan ne varsa inkâr etmiş ve yaşarken cesede dönmüş biri demek istiyorum. Çünkü asıl kötüler herkesten nefret ederler, bu kesin, ama özellikle de kendilerinden nefret ederler. Birisi kendinden nefret ettiğinde bunu hissetmez misiniz? Bu onu yaşarken öldürür; kendi olmanın bulantısını hissetmek için kötü duygularını olduğu kadar iyi duygularını da uyuşturur.”
“Güzellik nerededir? Diğerleri gibi ölmeye mahkum büyük şeylerin içinde mi, yoksa hiçbir iddiada bulunmadan, anın içine bir sonsuzluk tomurcuğu yerleştirmeyi bilen küçük şeylerde mi?”
“Çevrelerinde aşina oldukları bir nesne bulamayan insan ve hayvanların nasıl kurulup gittiklerini anlıyorum şimdi. İçinde yaşadığımız bu çarpık dönemde aşinası olduğumuz ne kaldı?… Anılarımın canına okuyor bu zaman, içinde yaşadığım hal’i bana zehir ediyor…”