Peyami Safa olsaydı şuracıkta, otursaydı aramızda, ayak ayak üstüne atar ve derdi ki: "O kadın rahmiyle üretiyor, sen ise beyninle. Doğrusu onun yoludur, yanlış olan sensin… "
İngilizce, Fransızca, İspanyolca... İlk bakışta "depresyon" kelimesi her dilde ortaktır. Ne var ki, başka dillerden farkIı olarak Türkçede depresyon bir "fiil"den ziyade, bir "mekân" gibi algılanır. Bu sebeptendir ki, "bunalım-da" ya da "bunalım-dayım" denir. Sanki "bunalım" bir mekânmış gibi.
İçine girilen bir karanlık oda...İçinde kaybolunan bir koca kıta...
Türkiye'deki hâkim söylem asla “yakıştırmıyor" annelere bunalımı. Değil bunalım, tereddütün katresini dahi kondurmuyor. Parlatıla parlatıla, cilalana cilalana doğallığını yitirmiş bir kırmızı elma olmuş annelik.
Bugün anneliğin karanlıkta kalan yüzü hakkında yeterince konuşulmuyor, yazılmıyor. Onun yerine iki başta söylem tüm sahneyi kaplıyor.
1. Analığın bir kadının temel vazifesi olduğunu ve her işten yüce olduğunu vurgulayan, bu uğurda kadınların her türlü fedakârlığı yapmaları gerektiğini ve mümkün mertebe evlerinde kalmalarını salık veren geleneksel söylem.
2. "Çocuk da yaparım, kariyer de" sloganıyla her işi eksiksiz pürüzsüz kotaran, süpermarketlerde jet hızıyla alışverişini tamamlayıp, evde ve işyerinde herkesin ihtiyacına koşan, en güzel mamaları iki saniyede mikserden geçiren "süperdişi" imaji ve bu imajı pompalayan renkli kadın dergisi söylemi.