Kurulan her iktidarda, neredeyse hissedilmeyen, hafif bir küçümseme vardır. Üzerinde hâkimiyet kurulana yönelik bir küçümseme. Bir insan ruhuna ancak o insanı tanıyarak, anlayarak ve çok ölçülü bir şekilde küçümseyerek hâkim olunabilir.
İlişkilerinde bir şey vardı; bir hassasiyet, bir ciddiyet, bir koşulsuzluk, yaydığı ışıkla alaycıları susturan nihai bir şey. Her toplulukta bu tür ilişkiler fark edilir ve kıskanılır. İnsanların çıkarsız dostluk kadar imrendikleri bir şey yoktur. Çoğunlukla da imrendikleriyle kalırlar.
İlk andan itibaren, anne karnındaki tek yumurta ikizleri gibi birlikte yaşadılar.Bunun için gülünç ve törensi ritüelleri, gösterişçi tutukluluğuyla yaşıtlar arasında âdet olan “dostluk yeminini” etmeye gerek duymamışlardı; oysa insanlar başka bir insanı bedeni ve ruhuyla dünyadan koparıp bütünüyle kendilerine ait kılma ihtiyacının bilinçsiz ve çarpık bir şekli içlerinde ilk uyandığında böyle yaparlar.Çünkü sevgi ve dostluk bunu gerektirir.
Böyle şeyler insanın aklına sonradan gelir. Uzun yıllar sonra insan birinin öldüğü karanlık bir odadan geçer ve birden, yavaş yavaş kaybolan kelimeleri ve denizin uykusunu duyar. Sanki o birkaç kelime hayatın anlamını ifade etmiștir. Sonrasında ise hep başka şeyler konuşulmuştur.