Kırk bir yıl uzun bir zaman. İyice düşündün, değil mi? Fakat sonra geri döndün, çünkü başka şansın yoktu. Ben de seni bekledim, çünkü benim de başka şansım yoktu. İkimiz de bir kez daha görüşeceğimizi biliyorduk; ve sonra bitecegini. Hayatın, varlığımıza anlam ve heyecan katan her şeyin. Çünkü seninle benim aramdaki gibi bir sırrın özel bir gücü vardır. Zararlı bir ışın gibi hayatın dokusunu yakar ama bir yandan da ona esneklik ve sıcaklık katar. İnsanı yaşamaya zorlar. Yeryüzünde yapacakların olduğu müddetçe yaşarsın.
“İnsan vatanını on yılda bir değiştiremez.”
“ Hayır” diye onaylıyor general. “Bence insan vatanını hiçbir şekilde değiştiremez. Olsa olsa belgelerini değiştirebilir. Sence de öyle değil mi?
"Benim vatanımın" diyor misafir, "varlığı sonra erdi. Benim vatanım Polonya ve Viyana, bu ev ve şehirdeki kışla, Galiçya ve Chopin'di. Bütün bunlardan geriye ne kaldı? Hepsini bir arada tutan o gizemli tutkal artık etki etmiyor. Her şey parçalarına ayrıldı.
Benim vatanım bir duyguydu. Bu duygu yara aldı. İşte o zaman çekip gitmek gerekiyor. Tropiklere ya da daha uzağa."
"Daha uzağa derken?" diye soruyor general soğuk soğuk.
"Zamana."
"Bu adamdan ne istiyorsun?" diye sordu sütanne.
"Gerçeği" dedi general.
"Gerçeği gayet iyi biliyorsun."
"Bilmiyorum" dedi general yüksek sesle ve uşakla oda hizmetçisinin çiçek düzenlemeyi bırakıp yukarı bakmalarını umursamadan. Hizmetkârlar başlarını hemen geri indirip mekanik hareketlerle çalışmaya devam ettiler. "Tam da bunu, gerçeği bilmiyorum."
"Fakat hakikati biliyorsun" dedi sütanne keskin bir tavırla.
"Hakikat gerçek değildir" diye karşılık verdi general. "Hakikat onun sadece bir kısmıdır.