Gülçin

Hayatın içimde büyüdüğünü hissetmezsem, dışımdaki hayatı hiçbir zaman kabullenemeyeceğim.
Sayfa 46·Kitabı okuyor
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Saniyeden de kısa bir an için, tüm hayatımızın doğrulandığını, günahlarımızın bağışlandığını ve sevginin hâlâ bizi sonsuza kadar dönüştürebilecek en büyük güç olduğunu hissederiz. Ama aynı zamanda korkuya da kapılırız. İster insan olsun, ister Tanrı, sevgiye tümüyle teslim olmak, kendi rahatımız ve karar verme yeteneğimiz de dahil, her şeyden vazgeçmek demektir. Sözcüğün en derin anlamında sevmek demektir bu.
Sayfa 43·Kitabı okuyor
Alıntı
Ormanda iki yol belirdi önümde, ve ben Daha az yürünmüş olanı seçtim, Bütün fark buradaydı işte.
Sayfa 41·Kitabı okuyor
Alıntı
Doğanın, insani bir anlamı da anlam arayışı da yoktur. O bir bütünlüktür, kendine içkin bir bilgeliğe sahiptir. Onun kontrolünde olan tüm canlılar bu bilgeliğin paydaşlarıdır. Yaşam için ihtiyaç duydukları şey onlara verili aktarılır. Doğanın dili ortaktır, bu biyosfer herkesin herkesi anladığı bir ev-rendir. Onun dili somuttur, evrenseldir. Bu kök dilin dışına savrulmak, anlamını, kimliğini yitirmektir. Dışarıdan devşirilecek bir anlamın gerçekliği yoktur. Çünkü anlam doğaya içkin bir şey değildir, doğanın ve nesnenin dışında ve sadece dilde vardır. İnsan olan, dilin anlam imkanından yararlanabilmek için kendini hayvanlıktan dile taşıyandır.
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Alıntı
Tür olarak insan yaşama içkindir, ondan bağımsız ve farklı bir organizma değildir, onun bir parçasıdır, dışarıdan dahil olmamış, içine fırlatılmamıştır. İçine içinden dahil olduğu yaşam sarmalında, insan ömrünü iki bölüme ayırmak mümkündür. Birincisi, hayatının büyük kısmını içine alan, tür olarak bir formunu oluşturduğu, içinden neşet ettiği doğanın bir parçası olarak yaşadığı bölümdür. Bu süreçte, doğanın genetik yollarla aktardığı tüm bilgilere sahip, onun içinde ve birlikte bir canı olan biçiminde yaşamıştır. Bildiği her şey bildikleriydi. Daha fazlasına talip olmamış, bütünlüğünü bozmamıştı, zaten buna ihtiyacı da yoktu, her türlü bilgi biyolojisinden veriliydi. İkinci bölüm ise, 4,5 milyon yıllık ömrünün son bir kaç yüz bin yılını içermektedir. İlkine oranla çok daha kısa olan bu dönemde insan, doğanın içinde kendine vakfedilen düzeni bozmak, özgürleşmek tutkusuna kapılmış, sahip olduğu tüm kimlikleri kaybetmiş, bildikleri bilmediklerine dönüşmüştür. Süreç içinde ürettiği alet endüstrisi ve dil yüzünden, bir parçası olduğu doğayı terk etmek zorunda kalmış, yaşam içerisindeki konumunu ve kimliğini yitirmiş, kendini hiçbir yere sığdıramamış ve varlığını dünya dışına taşımıştı. Özünü, kaynağını topraktan, içinde bir parçası olduğu doğadan alan insan, bir ve bütün olduğu doğayla imgesel tümlüğünü sona erdirmiş, kimlik problemlerine gark olup melankoliye kapılmıştı. Bu davranışıyla, dünyaya gelen canlılar içinde eşsiz bir yere sahip olmuştur. Doğadan kestiği göbek bağını gökyüzüne bağlamaya çalışmış, kaynağını gaipte aramıştır. Buna ilk yabancılaşma (kökeninden/kaynağından ayrılma) da denilebilir.
Sayfa 14·Kitabı okuyor
Alıntı