Uğuldayan ve hep uğuldayan
Bir orman kadar üşüyorum şimdi
Yanlış rüzgârlar esiyor dallarımda
Yanlış ve zehirli çiçekler açıyor
Kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık
Su ve ses kadar beklediğim
Ne kaldı geride, bilmiyorum
Uzanıp uyumak istiyorum gölgeme
Ve sarınmak o kocaman gözlerin
Uğuldayan rüzgârlarına
Bir acıyı yaşarım ve zehrinden
Çiçekler üretirim kömür karası
Uçurum kadar bir yalnızlık
Yaratırım kendime, atlarım
Anısı yoktur küçük rüzgârların
Yapraklarım yok artık kuşlarım yok
Büsbütün viran oldu dağlarım
Ezberimdeki türküler de savrulup gitti
Ömrümün karşılığı kalmadı sesimde
Sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü
Yanlış, daha baştan yanlış
Bir şiirdi bu, biliyorum
Ve belki ömrümüzün yakın geçmişi
Bu kadar doğruydu ancak, kimbilir
Kalbim unut bu şiiri
Önemli pek önemli
Bir söylevin sonlarına doğru
Büyük bir devlet adamı
Sendeleyip güzel bir cümlenin üstünde
Düşüverdi içine
Per perişan ağzı açık
Soluk soluğa
Gösterdi dişlerini
Ye barışsever düşüncelerinin diş çürüğünden
Savaş siniri çıkıverdi ortaya
İncecik nazik para meselesi.
Jacques Prevert
Bize acı veren sadece kaslarımız ve gövdelerimiz değildi; kimi zaman zihinlerimiz, çarpık kollarımız ve bacaklarımızdan daha fazla ilgiye ihtiyaç duyuyordu.