Kitap aslında kurgu bir hikaye olup dönemin Avrupası gözler önüne serer. Bu yüzden yazarın bu kitabı hangi şartlar altında yazdığı da çok önemlidir. Çünkü Stefan Zweig 1881 yılında Avusturya’da doğmuş ve dolayısıyla birinci ve ikinci dünya savaşlarını görmüştür. Ancak kendisi hiçbir zaman savaş yanlısı olmamıştır. 1933 yılında Nazi otoritesinin baskıları güçlendiği sırada, yakılan kitapların başında Stefan Zweig’ın kitapları gelmektedir. Zweig, Nazi otoritesinin baskılarına dayanamayıp ülkesini terk etmek zorunda kalır. Ancak yaşadığı yerlerde rahat bir hayat süremez. Zira huzursuz ve umutsuzdur. Hitler Almanya'sını baskılarının sona ermeyeceğini düşünür. 1941’de kaldığı otelde eşiyle birlikte ölü bulunur. Bir kutu hapla hayatına son vermiştir. Stefan Zweig’ın en son yazdığı eser satrançtır. Ve Yazarımız satranç’ da metaforik olarak hayatını anlatır.
Kitap da her şey aslında bir gemide başlar. Ana karakterimiz olayları kendi ağzından anlatır. Son derece meraklı olan anlatıcımız Ünlü satranç şampiyonu Czentovic ile aynı gemide olduğunu öğrenir.” Czentovic, hayatta kimsesiz kalmış, bir papanın yanında sevgisiz bir şekilde yetişmiş, anlama zorluğu olan, kolay öğrenemeyen, kendine ne emredilirse onu yapan ama asla başka bir şeye karışmayan bir çocuk iken; bir anda satranç'a olan mahareti keşfedilir. Karşısına çıkan rakipleri bir bir yenerek dünyada ün kazanır. Ama bir alanda bu kadar iyi olması onun psikolojik sorunlarını çözmez. İnsanlarla iletişime geçmeyen, satranç dışında başka hiçbir şey bilmeyen ve kendisini herkesten üstün gören kibirli bir insan olur. “Bu karakterde de görüldü gibi İnsan psikolojisinde çocukluk travmaları, karşılıksız sevgi ve iletişimin yeri çok büyüktür. Ayrıca Czentovic yazarımız yaşadığı dönemdeki Nazi otoritesini temsil ettiğini de unutmamak