Dünya yaralı insanlarla doluydu ve hastaneler, enstitüler, hapishaneler onların o paramparça olmuş kalplerini, zarar görmüş zihinlerini ve ayaklar altına alınmış ruhlarını onaramazdı.
çoğumuzun hayatında sinsi bir kitle var. ben de çoğu kişi gibi o kitleyle yaşıyorum onlarca yıldır ama kendimle barışıklığım tamlaştığından mı gözleme yüklendiğimden midir, bilmiyorum, daha çok göz gözüme batıyor suçlu hissettiriciler. sanırım kendiyle, dünyayla barışık kişi rahatsız ediyor onları. sanırım değil, öyle. bu açık bir rahatsızlık değil, kimse yanlış anlamasın. bence çoğu suçlu hissettiricinin kendisi de farkında değil böyle olduğunun. aslında bu durum bariz olarak ortaya çıkmıyor sıkça. sebebi şu ki sen zaten utanıyorsun, onlar utanmandan memnun oluyor ve sorun çözülmüş oluyor. hatta onların istediği seviyede utanırsan merhamet bile duyuyorlar sana karşı. utanmayan, hiç utanmayan, suçluluğun zerresini bile hissetmeyenler çok korkutuyor bu sinsi kitleyi. aslında bu kitle genelde tüm cemiyet. çünkü kalabalıklar istemez kendini suçlamayanı. kendini suçlamayan, başkalarının kendini beyhude suçlamasını açığa çıkartır. utanç… adı bu olmayabilir. edep filan derler. daha da saçmalayıp, edebiyatın oradan geldiğini bile söylerler. bazen şunu hayal ederim; kendi suçlu hissettiricime -herkesin kendisini suçlu hissettirmekle görevli en az bir meleği, pardon bir hastası vardır- gidip şunu desem: ben hiç utanmıyorum ve ben hiç suçlu hissetmiyorum. gerçi ona doğru böyle tehlikeli yaklaşmamdan da tahmin edip korkacaktır zaten de harflerin böyle basa basa çıkması onu deliye döndürürdü. uy, ne güzel olurdu. hani bazılarının tiki vardır bir kelimeye de duyduğu an kriz geçirir. aynını düşünün. sizin suçlu hissetmediğinizi beyan etmeniz değil, gözlerinizden bunu alması deliye döndürür onu. bazen insanlara iftira attığımı düşünüyorum ama o kadar çok delilim var ki. üstelik bu insanlar iyi de insanlar. mert, cömert, özgeci ve dost. evet, dost. dost olması suçlu hissettirici