Güldane Arslan Baysal

Güldane Arslan Baysal
@Gulldanee
"Şimdi şükür, daha önce de söylemiştim ya, çoğaltan bir araçtır. Çünkü şükrettiğin şeyin varlığına odaklanır zihnin, bak bu var bende, der ve o ne ise ona 'var' dediğinden onun artmasını sağlar. Buraya kadar da tamamız. Fark şurada: Sen korkudan şükretiğinde zihnin aslında korkulacak bir şeyi daha atlattım konusuna şükrediyor. Yani aslında burada korkulacak şeyler var inancını besliyor. Dolayısıyla hiç farkında olmadan bizim içimizdeki korku artıyor. Mesela bugün de karnım doydu çok şükür dediğimizde, aç kalabilirdim korkusunu onaylıyoruz bir yandan." "E, hani yediğimiz lokma, içtiğimiz su için şükredeceknik bolluk adına? Ne diyelim peki?" "Hah işte bak tam da burası fark. Karnım doydu, diye değil de, çok şükür, ne lezzetli bir yemek yedim ya da ne keyifli bir yemek paylaştık Leyla ile, mesela biriyle yiyorsan. Böyle desen ne fark olur?" "Hımmm. Birinde aç kalmadığım için şükrediyorum, diğe- rinde ise lezzetli ve keyifli bir yemek yediğim için." "Fark nerede?" Bir anda zıplıyorum. "Birinde korku var. Açlık korkusu. Diğerinde ise keyifli bir doygunluk." "Bravo! Çok şükür Leyla ile ne güzel bir yemek yedik ya da tek başına mısın, çok şükür ne keyifli, lezzetli bir yemek ye ne dim dediğinde beden ne yaşıyor? Yaşam aracın neyi yaşıyor: Güzellikleri, keyfi, lezzeti yaşayan olabilmeyi. Bak Allah insana sadece karnının doymasını vermemiş. Güzel doymayı vermiş Keyifli doymayı vermiş. Sadece karnımızın doyması değil, do güzetken keyif alabilmemiz ayrıcalığını vermiş. Her şeyin en güzelini yaşayabilmeyi sunmuş insana. İşte bunu görebildiğin de insan olmanın, Sevgilinin verdiği güzellikleri yaşayabilen olmak olduğuna uyanırsın. Beklenen odur. 'Ne çok seviliyorum' idraki mümkün o zaman. 'Neyse bugün aç bırakmadı' dediğinin sevgisini hisseder misin? kimseyi aç koymaz oysa.
1000Kitap
Reklam
Gönül yorgunluğu ne, biliyor musun? Gökte yıldızın kalmıyor. Gölgen bir yere sığmıyor. İçindeki şarkı içinde boğuluyor. Penceren sokağa bakmıyor.
"Sevmeyi özledim biliyor musunuz? Kayıtsız şartsız bir gülüşü. Olur olmaz yerde ağzıma bir öpücüğün konmasını. Bir doğruya sevinmekten çok bir saçmalığa gülümseyebilen hoşgörüyü. 'Nerde kaldın' ayazını değil, 'hoş geldin' iyiliğini. Hiçbir şeyle yatışmayan yürek telaşını.. Geceyi bir hayal hazinesine çeviren uykusuzluğu. Bir gövdenin önünde diz çökmeyi. Kendimi severek yürümeyi kalabalıkta. 'Göğe bakma duraklarını' özledim. Yağmuru kirpiklerden içmeyi. Yumruk kadar bir yüre­ğe dünyayı sığdırma hünerini. 'Sana sevinç verdiğim sürece ben buradayım' zenginliğini özledim. Otobüs terminallerinin ayrılıkla dönüş karışımı kokusunu özledim. Başka kentlere vuran rengini güneşin. Başka sokakların telaşıyla çoğalmayı. Dünyayı yudum yudum aşka çeviren yalnızlığı. .. "
Durduğu yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inandırmıştı kendini. Şükrü Erbaş İnsanın Acısını İnsan Alır
Reklam