Kitabın girişi bile ilhamla başlıyor; İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan'lara...
Kısacık bir hikaye bir o kadar tesiri derin. Belki dönem dönem hepimiz kendi küçük dünyalarımızda sorguladığımız, atacağımız adımlarda çevresel faktörlerle ket vurulduğumuz olmuştur. Bu hikaye bizlere kendi özgürlük arayışının, içinde oluşan merak tılsımının öyküsü. Gerçek cesur kahraman martımızın merak duygusunun uyanışıyla başlıyor.
ve bence kitabın 'bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?' ana düşüncesi.
En büyük engel zihnimiz. Birileri bizi kandırmak istediğinde ona inanmayı seçen zihinlerimiz oluyor.Ve bizi özgürleştiren, gerçek kimliğimizi elimize aldırtan da yaşama karşı merak duygumuz oluyor.
Martı Jonathan diğerleri gibi olmak istemiyordu. Diğer martılar gibi yiyecek bulmak, sahilden ayrılıp geri dönmek için uçar. Bunların dışında bir şeyler öğrenmek için ve gerçekten uçmak hızlanmak için uçmak istiyordu. Uçmayı büyük bir tutkuyla seviyordu.
Bu tarz duyguları ve merakı Martı Jonathan ı diğer martılardan ayırıyordu.
Nedeni belirsizdir ki diğer martılardan daha uzun süre havada kalabiliyordu.
Belirli kurallara bağlı olmak istemiyordu ve hayatının arayışıyla devam ediyordu.
Bunun içinde çeşitli deneyimler yapmaya başlar.
Daha hızlı uçuyor, derinlere dalıyor ve karanlıkta uçmaya başlamıştı.
Korkusunu her geçen gün yenmeyi başarıyordu.
''Rakamları sınırları belirler; iyinin, mükemmelin sınırları yoktur.''
''Yaşamın gerçek anlamını arayan, bulmaya çalışan bir martıdan daha sorumluluk sahibi biri olabilir mi?''
Bolca kendimizi Martı Jonathon yerine koyup mecarelara atılıp beraber sevinip hüzünlendiğimiz bir kitap...
İçinde kendimizide çokça buluyoruz.
''Eğer ne yaptığını iyi biliyorsan her zaman başarırsın. Başarman için ne yaptığını bilmek gerekir.''
vee