Ahmet Ümit’in bu kitabında polisiye bir hikâyenin arkasına saklanan toplumsal eleştiriler dikkatimi en çok çeken kısımdı. Bir cinayet soruşturmasının içine girerken aslında insanın hırslarını, güç isteğini ve zaaflarını da okuyorsunuz. Karakterlerin iç dünyalarının işlenişiyle olayların akışı birbirini çok iyi tamamlamış. Özellikle gerilimin adım adım artışı, insanı sürekli bir sonraki sayfaya çeken bir merak duygusu bırakıyor. Okurken yalnızca bir polisiye değil, aynı zamanda insana dair karanlık yanları da görmüş gibi hissettim.
İhanet, intikam ve adalet kavramlarını bu kadar derin işleyen bir kitap okumak benim için oldukça farklıydı. Edmond Dantès’in masumiyetten karanlığa, oradan da zekâ ve sabırla örülmüş bir intikam yolculuğuna şahit olmak hem sürükleyici hem de düşündürücüydü. Özellikle karakterlerin tek boyutlu olmaması, her birinin iyiyle kötünün arasında gidip gelmesi beni çok etkiledi. Zaman zaman Dantès’in intikam hırsına hak verirken, zaman zaman da acaba adaletle intikamın sınırı nerede diye sorguladım. Okurken sadece bir hikâyeye değil, insan ruhunun derinliklerine de tanıklık etmiş gibi hissettim. Bittiğinde uzun süre etkisinden çıkamadım.
Bu kitap bana sadece bir roman değil, sislerin içinde dolaşan bir rüya gibi geldi. Gerçekle hayalin, tarihle efsanenin birbirine karıştığı büyülü bir atmosferi var. Anlatım dili hem oyunbaz hem derin; bir yanda güldürürken bir yanda düşündürüyor.
Karakterler masaldan fırlamış gibi ama aynı zamanda insana kendini sorgulatan tarafları da var. En güzeli de kitabın asla tek bir kalıba sığmaması: kimi zaman roman, kimi zaman felsefe metni, kimi zaman da hayali bir atlas gibi.
Bittiğinde elimde sislerin içinde kaybolmuş bir yolculuğun hatırası kaldı. Edebiyatın sınırları zorlayan tarafını sevenlere kesinlikle tavsiye ederim.