Günay Abdullayeva

Duygularımıza neden olarak diğer insanları sorumlu tutmaktan ve bizim seçim ya da tepkilerimize diğerlerinin verdikleri tepkiler yüzünden kendimizi suçlamaktan vazgeçtiğimizde, öfkeyi değişim aracı olarak kullanmaya başlarız. Biz, kendi davranışımızdan sorumluyuz. Ama diğer insanların davranışlarından sorumlu değiliz ve onlar da bizim davranışlarımızdan sorumlu değiller. Kadınlar genellikle, bu düzeni tersine çevirmeyi öğrenirler: Enerjimizi, diğer insanların duygu, düşünce ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenmeye yönlendirir ve kendi sorumluluğumuzu da diğerlerine veririz. Bu durumda da, ilişkideki eski kuralları değiştirmek olanaksızlaşmasa bile, en azından güçleşir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İlk ailemizdeki ilişkilerimizin kaynaşıklığı arttıkça (yani, birliktelik gücü “biz” içinde ayrı bir “ben”in yitirilmesine yol açacak derecede arttıkça), diğer kişilerin duygu ve tepkilerinin sorumluluğunu üstlenip kendi duygu ve tepkilerimizden onları suçlarız. (“Annenin kendini suçlu hissetmesine neden oluyorsun” “Babamın başını sen ağrıtıyorsun.” “Kocasının içmesine o sebep oldu.”) Aynı şekilde, aile üyeleri de diğer kişilerin düşünce, duygu ve davranışlarına neden olma sorumluluğunu üstlenirler. Ama insan ilişkileri bu şekilde yürümez; en azından, iyi yürümez.
Katy çocuklarıyla, “Kadının işi asla bitmez” anlayışıyla yaşamıştı ve şimdi en küçük çocuğunun evden ayrılmasıyla birlikte, bu öykü yaşlı babasıyla devam ediyordu. Katy’nin, tıpkı annesi ve büyükannesi gibi yaşamının büyük bölümünü “vererek geçirdiğini öğrenmiştim. Derinlere gömdüğü o kendi gereksinimlerini belirtip elde etme isteğini açığa vurmaya korkuyordu. Katy kendini başkalarının gereksinimlerine öylesine adamıştı ki, benliğini yitirmiş olmasa bile, benliğine ihanet etmişti.
Diğerlerine karşı sorumluluklarımızın nerede başlayıp nerede bittiğini kaçımız biliyoruz? Daha doğumlarından itibaren kendilerini, başkalarına sevgiyle bakmalarına göre tanımlamak üzere eğitilmiş olan kadınlar ne zaman “Bu kadarı yeter!” diyeceklerini nasıl bilebilirler?
İlk ailemizden duygusal olarak uzaklaşmamızın, yeni ilişkileri sakin ve açık şekilde sürdürmemizi önleyeceği gerçeği de önemli bir sorundur. Ailemiz içinde farklı davranmaya başlayıp bu önemli ilişkide tıkanmışlıktan kurtulmamız, diğer ilişkilerimizde de daha büyük bir doyum yaşamamızı sağlayacaktır.