Anton Çehov’un Üç Yıl kitabını beğendim. Rus edebiyatında ilk kez bu kadar zengin bir karakterle karşılaştım sanırım :)
Gayet sade bir dille yazılmış bu eseri tavsiye ederim.
Kitabın konusuna gelecek olursak, evlilik gibi önemli bir kurumun mantık evliliğiyle ve tek taraflı bir aşkla nasıl acı verici bir hâl alabileceğini çok güzel gösteriyor. İçine kapanık baş karakterimiz, hikâye boyunca yavaş yavaş sessizleşiyor; sonunda tepkisiz, kabullenmiş birine dönüşüyor. Sanki bir köşeden onu izliyormuşuz gibi… Bu yönüyle eser oldukça gerçekçi ve abartısız bir dille yazılmış.Sadece kitabın sonunu pek beğenmedim, bu yüzden puan kırdım.
Kitaptan alıntı...
“Zaman her şeyi değiştirir derler; oysa bazı şeyler sadece sessizleşir.”
İnsan yaşadığı hayattan tatmin olmuyor ve mutsuzsa, ne ıhlamur ağaçlarının gölgeleriyle ahenk içindeki bulutlar ne de doğanın sunduğu eşsiz güzellikler yaşamı çekilir kılmaya yetebilirdi...
1950’lerde yazılmış olsa da Kayıp Aranıyor, bugünümüze ışık tutuyor; ne yazık ki, çok şey değişmemiş. Ana karekterimiz Nevin, eğitimli, ekonomik özgürlüğe sahip ve dünyayı görmüş bir kadın; ama hâlâ “gazetecinin karısı”, “konsolosun kızı” olarak anılıyor. Kendi adı yok, toplumda değeri yok. Okurken, bu ayrıcalıklara sahip olmayan kadınların yaşadığı sessiz yok sayılışı düşündüm. Kadın olmak hâlâ büyük bir mücadele. Sait Faik’in yoğun betimlemeleri yoruyor belki, ama romanın konusu, onu okunmaya değer kılıyor. Ve belki de en acısı: hâlâ; adını, kendini duyurmak isteyen çok kadın var.
İnsancıklar, okunması kolay ama derin bir eser. Karşılıklı mektuplar aracılığıyla yazıldığı için, kitapta anlatılmak istenen yalnızlık, toplum baskısı ve insanların yaşadığı çaresizliği yakından hissedebiliyoruz.
Kitaptan bir kaç alıntı...
“İnsan, bir başkasının kalbini anlayabildiği ölçüde insandır.”
“Yoksulluk utanılacak bir şey değildir, ama insanlar öyle bakıyor ki, insan kendi yoksulluğundan utanır hâle geliyor.”
“İnsan bazen o kadar yalnız kalıyor ki, sanki bütün dünya onu unutmuş gibi.”
Bu satırlar, romanın yalnızlık ve çaresizlik duygusunu hissettiriyor.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski
Emile ZolaNasıl Ölünür
Emile Zola çok sade ve gerçekçi bir anlatımla ölümün değil, ölümden sonraki yaşamın sessiz sürekliliğini anlatır. Bir insan ölür, fakat dünya dönmeye devam eder; insanlar kısa bir hüzünle sarsılır, ardından kendi küçük telaşlarına geri dönerler. İnsanların unutkanlığı, gündelik alışkanlıkların gücü ve yaşamın acımasız devamlılığı, yazarın gözleminde çarpıcı bir gerçeklikte görülür. Kısa öykülerden oluşan bu kitap okumaya değer.