Bir kitap okursunuz ve bakışınız değişir. Edebi zenginlik, akıcılık, sizde uyandırdıkları, kendini geliştirme çabası, keyif, bağımlılık, vb. liste çeşitlenir. Hepimiz bir arayışla en güzel sanata, edebiyata yönleniriz. Bu kitap bir çok okuru tatmin edecek, hatta rahatsız edecek.
Dil çok akıcı, konu sürükleyici, göz açıp kapayıncaya kadar çabuk okunuyor. Sizi yerinize bağlıyor, andan-mekandan sıyırıyor. Bunu peri masalı ile değil gerçeğe çok yakın bir kurgu ile başarıyor. “Ne kadar güçlü olursan ol ( ekonomi- statü anlamında) toplumsal cinsiyete göre kadınsın ve bir haddin var. “ mesajına kahramanımız direniyor. Elizabeth Zott müthiş güçlü bir karakter. Gelenekler, inanç, her türkü baskıya boyun eğmiyor. Kitabı okuduğunuzda içinizde kendinize dair müthiş bir inanç şekilleniyor.
Gelelim kısaca konusuna; olaylar 1952-61 yılları arasında Amerika’da geçiyor. Elizabeth Zott bir kimyager. Yüksek lisansını yapmış, doktorası yarım kalan bir bilim insanı. “kadının asli görevi evlenip çocuk yapmak, çocuk bakmaktır” görüşünün hakim olduğu bir dönemde bir çok olumsuzlukla mücadele edip bir şekilde yolu Tv yemek programlarına düşen ve ideallerinden taviz vermeyen Zott okurken okuyucuya da kimyayı sevdiriyor.
Hep merak etmişimdir Madam Curie, Hypettia dışında kadın bilim insanları neden sivrilmez.Kendim de Fizik alanında doktoradan terkim. Benimki ekonomik nedenlerdi. O dönem bu kitabı okusaydım, bırakmazdım. Siz bence kendinize bir güzellik yapın ve yılmazlık becerilerinizi arttırmak için bu kitaba bir şans verin. Keyifli okumalarınız olsun :)