Hikâyede öyle bir bir ağaç var ki.. Her şeyini insan için feda eder.
Meyvesini verir ki karnı doysun, dallarını verir ki ev yapsın, gövdesini verir ki dayanak bulsun, sonunda kütüğünü bile verir ki üzerine oturup huzur bulsun.
İşte bu ağaç, Allah Teâlâ’nın kullarına olan rahmetini hatırlatır bize. Biz her ne kadar farkında olmasak da bizlere sonsuz rahmetiyle sayısız nimetler bahşeder.
Ağacın dostu olan hikayedeki çocuk tüm masumiyetiyle oyunlar oynayıp sarıldığı dostuna büyüdükçe uzaklaşır. Önce para ister, sonra ev ister, sonra tekne derken ister de ister. İşte bu hâl, insandaki nefsi hatırlatır.
Ağaç hiç karşılık beklemeden ikramlarda bulunmaya devam eder. Gölge verir, meyve verir, nefes olur. Ağacın bu hâli de bize ihsan sahibi kulları hatırlatır.
Çocuk yaşlanınca ağaca geri döner. Artık ne para ne ev ister. İstediği tek şey huzur, sükûnet, dayanacak bir yerdir. Bu da bize, insanın ömrünün sonunda Rabbine yönelmesini hatırlatır. Ömür sermayesini harcayan insan, sonunda Rabbine dönecektir. Dünya geçici, ahiret ise kalıcıdır.
Kitabın son derece sade çizim ve anlatımlardan oluşu ise bize dünyanın süsü, şaşası yanında sade bir yaşamın vereceği huzuru ya da riyaya bulaşmış bir amelin değil Allah rızası için yapılmış olan bir amelin kıymetini sembolize etmiş gibidir.
Her okuduğum kitabı kalbimle okumaya gayret ediyorum. Bu anlamda her satırda bir mana arayışına giriyorum. Kalbime açılan pencereden kalbime düşen muhabbet damlalarını paylaşmak ise ruhuma iyi geliyor. Bencil bir ruhumun olmayışına seviniyorum.
Her kitabı bir dua ile sonlandırmak da ruhuma iyi gelenlerden.
O halde bu kitaptan da şu dua ile ayrılalım.
Dünyayı değil, Hakk’ı talep edenlerden ve ağaç gibi ihsan ve cömertlik üzere yaşayanlardan olabilmek dileğiyle.
Sevgiyle, kitapla, hoş kalın.