Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Çünkü insanların ne düşündüğüne aldırmıyordu, en basit ve en kolay şeyi yaptı, alçakgönüllü bir şekilde 20 kapiği aldı ve yanında yürüyen kör dilenciye verdi. İnsanların düşünceleri ne kadar önemini yitirirse,Tanrı o kadar güçlü hissediliyor.
İnsanlık hiçbir zaman “ insan insan insanın kurdudur” diyen Roma’nın ünlü sürgün şairi Ovidius’u bu kadar haklı çıkarmadı. Hiçbir zaman “ bizden olmayanlara” karşı bu kadar düşmanca, önyargılı, tehditkar ve saldırgan olmadık.
Sen bir savaşın ne olduğunu bilir misin ey insanoğlu? Milliyetçiliğin ve ırkçılığın taşlaştırdığı yüreklerin yol açtığı, anlatılması olanaksız insani dramlarla dolu, çılgınlıkların sonucu ne oldu? Tarih yinelendi, her zaman olan şey yine oldu; çılgınlıklar başarılı olamadı, çılgınlıkların dipsiz ve karanlık bir kuyu olduğu görüldü. Ancak insanlığın en ciddi hastalığı olan bir şeyde yinelendi; unutkanlık. Büyük bir Dünya Savaşı’ndan çıkmış yorgun dünya, çılgınlıkları kısa zamanda unuttu. Yeniden, daha acımasızını, daha kapsamlısını yaşamak üzere, çılgınlıklara ilişkin tarih perdesini kapattı.(hayır, kapattığını sandı)