"Bir sonbahar gecesi asla gelmeyebilir
ve ben, seni bağrına basan
ana altın, laden reçinesi ve
masumluğunun buhrunu veremem
ve Aphrodite's kanını
ve Aphrodite's kanını
ve Leto's kanını"
Soluk bir ay dolanıyor
kentin üstünde her gece
Her gece bilge bir gezgin
tavrıyla adımlıyor yolunu
Güz yanığı bir durgun
sessizlikle örtülü her şey
ve yırtılmış bir tül gibi
savrulup duruyor zaman
Suların sesini dinle şimdi
ormanın fısıldayışlarını
usulca yarılıyor dağların göğsü
bir aşkı dinlendirmek için
Ve gözleri uzak yamaçlarda
aranıp dururken bir şeyleri
sessiz ve sakin beklemekte
bekledikçe bileylenen yürek
Belli ki dağların, denizlerin
ve göllerin üzerinden
sıyrılıp gelmektedir seher
Belli ki yakındır
doğayı ve hayatı sarsacak saat
"Doğa" kavramı "tanrı"nın karşıt
kavramı olarak ayarlanınca, "doğal" sözcüğü "günahkar" anlamına gelmek zorundaydı, -bütün bu uydurmalar dünyası, köklerini, doğal olana (gerçekliğe!-) karşı bir n e f r e t te buluyordu, gerçek karşısında derin bir hoşnutsuzluğun dilegelişiydi ...