Buyrunuz Deccal..
Nietzsche mi çok öfkeli, yoksa biz mi fazla kabullenmişiz? Bilemiyorum;)
Deccal, Nietzsche'nin en sivri, en saldırgan metinlerinden biri olabilir. :) Öyle ki, kitabı okurken zaman zaman felsefe metni mi, kişisel bir öfke manifestosu mu okuduğunuzu sorguluyorsunuz.
Nietzsch' kişisel olarak ,ne ben onu sevdim ,ne o yollarıma papatyalar sererdi.:) Ama ,şimdi adam sarsmış okuyucuyu:)
Friedrich Nietzsche, 19. yüzyılın en çok tartışılan filozoflarından biri. Yazdıklarıyla sadece dönemin düşünsel yapısını değil, sonraki çağları da kökünden sarsmıştır. “Tanrı öldü” sözüyle tanınır, ama bu, Tanrı’ya değil; Tanrı fikrinin ardında gizlenmiş çürümüş düzenlere bir tepki niteliğindedir. Deccal ise onun elinde, bir felsefe kitabından çok manevi tabut açıcı işlevi görür.
Nietzsche’ye göre Hristiyan ahlakı hayatı değil, ölüm korkusunu kutsar. Cesareti günah, arzuyu tehlike, gücü şeytanlık sayar. Sonra da tüm bu yasaklara “erdem” der. Yani diyebiliriz ki:
"Ahlakı övüyorsun ama yaşama küfrediyorsun. Bu nasıl bir çelişki?"
Sadece Hristiyanlık değil, Nietzsche Deccal’de Budizm’i de tartışmaya açar. Ona göre Budizm, Hristiyanlığa kıyasla çok daha “gerçekçi” ve “soğukkanlı” bir sistemdir. Hatta onu zaman zaman “hastalıkla başa çıkmada daha dürüst bir yöntem” olarak över. Ama yine de yaşamı yücelten değil, acıdan kaçınma odaklı bir öğreti olduğu için eleştirisinin dışında kalmaz. Nietzsche’ye göre her inanç sistemi, insanı yaşamın coşkusundan koparıyorsa, orada durmak gerekir.
İslam konusunda ise diğer dinlere göre daha az şey söyler ama dikkat çeken ifadeleri vardır. Özellikle Hristiyanlıktaki zayıfı kutsama anlayışını eleştirirken, İslam’ı “daha dürüst ve savaşçı bir din” olarak anar. Bu, onun güç ve irade temelli felsefesiyle bağdaştığı için kısmen olumlu bir