Yürürken, kendi kendine: "Çalışmak, çalışmak. Bir şeye yaramak, bir şeye yaradığını hissetmek, işte, yaşamanın yegane manası," diyordu ve böyle düşünürken bütün kederlerini, hayal inkisarlarını, içsıkıntılarını unutuyordu.
Korkunç Zaman
Kim o beni çağıran?
Yemyeşil açan meşe yapraklarının gölgesinde,
Nefesim henüz tükenmedi benim.
Bir kez bile elini kaldıramamış beni
Elini kaldırıp gösterecek bir göğü bile olmayan beni
Şu bedenimin sığacağı bir gök mü var ki
Çağırıyorsun beni?
Hem işim bitip öleceğim günün sabahı çattığında
Üzüntü bile hissetmeyen kuru yapraklar düşecekken...
Çağırma beni.
(7 Şubat 1941)
Yaşamın doğal döngüsü içinde kendine yer edinememiş insanların hayatını tüm gerçekliğiyle gözler önüne seren bir romandır. Bazı tutum ve davranışların hangi yönden bakılınca iyi-kötü, güzel-çirkin gibi kalıplaşmış dünya görüşüne uygun olduğunu yıkacak nitelikte görüşlerle doğru bilinen yanlışları yıkarak okuyucuya farklı düşünce ve duygular aktarmaktadır. Postmodern roman özelliğiyle bunu bilinçli bir şekilde okuyucuya anlatan yazar, okuyucununda bunun bilincinde olmasını ve romanı ona göre okumasını kitabın önsözünde açıklayarak okuyucuyu uayrır. Kitabın farklı anlatı türlerini ve muhteva bakımından farklı konuları işlemesi kitabın kuramaca bir roman olduğu aşikar ediyor. Oğuz Atay'ın güçlü kalemi sayesinde postmodern romanın başarılı bir örneği olarak edebiyatımızda yerini alıyor.