Yürürken, kendi kendine: "Çalışmak, çalışmak. Bir şeye yaramak, bir şeye yaradığını hissetmek, işte, yaşamanın yegane manası," diyordu ve böyle düşünürken bütün kederlerini, hayal inkisarlarını, içsıkıntılarını unutuyordu.
Korkunç Zaman
Kim o beni çağıran?
Yemyeşil açan meşe yapraklarının gölgesinde,
Nefesim henüz tükenmedi benim.
Bir kez bile elini kaldıramamış beni
Elini kaldırıp gösterecek bir göğü bile olmayan beni
Şu bedenimin sığacağı bir gök mü var ki
Çağırıyorsun beni?
Hem işim bitip öleceğim günün sabahı çattığında
Üzüntü bile hissetmeyen kuru yapraklar düşecekken...
Çağırma beni.
(7 Şubat 1941)
Bu, son savaşımız olacak Olric. Sonu nasıl gelirse gelsin, yorgun ordumuz son savaşını veriyor. Askerler, yorgun ve isteksiz. Zafer ya da yenilgi onlar için aynı anlama geliyor artık. Artık savaşmak istemiyorlar.
Şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan Don Kişot'a benzetebilirsiniz beni. Yalnız onunla bir fark var aramda: ben kendimi Don Kişot sanıyorum.
Bütün hayat, bütün insanlık bu kitaplarda anlatıldı, bitirildi. Yeni bir şey yaşamak, yeni bir kitap tanımak oluyor benim için. Kitaplarla ve onların yazarlarıyla birlikte yaşıyorum.