Dune serisini bir bilim kurgu olarak adlandırmak hem bilim kurguya bakış açısını daraltır hem de edebiyata olan saygıyı azaltır. Özellikle ilk dört kitap sizi satırların altını çizmeye, paragrafları defalarca okumaya ve olguların üzerine tartışmaya sevk eder. Tüm seri okuyucunun entelektüel bilgi birikiminin sınırlarını zorlar. Siyaset ve din felsefesinin orijininde; ekoloji, mitoloji, fütürizm, insan evrimi, teknoloji gibi konulara zekice değinir. Oluşturduğu latince-arapça-ingilizce-fransızca dilleriyle günümüzle bağını kopartmaz.
Dune serisinde, yüzüklerin efendisi'nin aksine kötülük ya da iyilik kavramları yoktur. Yüzüklerin efendisi'nden daha serttir. Olaylara hangi açıdan baktığınız önemlidir. İlk kitapta fremenlere acırsınız, Paul atreides'in kahramanlığına kendinizi kaptırırsınız fakat Fremen'ler merdiven altından çıkınca, o geri kalmışlık ve muhafazakarlık tüm evreni alt üst eder. Kahraman dediğiniz Paul atreides, inançlarını empoze edebilmek için 60 milyar insanı öldürmüştür. Kendisinin kıyaslanabileceği tek "KADİM KAHRAMAN" Adolf hitler'dir.
Açtığı yol açık bir şekilde insanlığın sonunu getirecektir. İnsanların peygamber olarak gördüğü adam, gün olur yanlışlarını anlar ve kafirliğe soyunur. Kendi dininin en büyük muhalifi olmuştur fakat iş işten geçmiştir. Din o kadar kuvvetli olmuştur ki artık dini kullanarak evren perişan edilir.
İlk iki kitabı Muad'dib etkisinde okuruz ancak sonraki iki kitabı II.Leto'nun etkisiyle okumaya başlarız. büyük bir tiranlık yine O'nun gözünden bize anlatılır. Altın yol vaad edilmiştir; sözde II.Leto insanlığı yok olmaktan kurtarmıştır ama kendisi de emin değildir. İnsanları buna inandırır, insanlar inanır. Tıpkı Fremenler gibi, umutları için inanmak zorundadırlar. Altın yol gerçekten var mıdır?
Bu bir kehanet, bu bir histir.