Düşünülmemiş Bilinen’i görünür kılmaya çalışan biri.
İnsan hikâyelerinin bilinçdışı kıvrımlarında çalışıyorum.
Özne’nin söylemediğini, söyleyemediklerini dinliyorum.
Göremediği birisi, "Yusuf, işte şimdi gerçek pehlivan oldun. Mazlumlara yardım için bilerek ölüme koştun, ölüme yenildin. Ancak nefsini yendin; kişinin ameliyle kavuşabileceği en yüksek mertebeye, şehitlik mertebesine kavuştun" diyordu.
Bu nedenle de, çekingenlikten, ruhun öylesine sık rastlanan ve öylesine görmezden gelinen, öylesine gizli ve öylesine kanayan bu acısından tekrar söz etmekten geri duramam; zira sinir hastalıkları hastanesinde geçirdiğim eski yıllarda da, zaman zaman neredeyse dile gelmez, belli belirsiz depresyon tanısıyla, zaman zaman da psikotik dissosiyasyon tanısıyla evden uzaklaştırılmış genç hastalara rastlamış ve aslen çekingenliğin acılı izlerini taşıdıkları sezinlenen bu gençlerin duyarlılıklarının ve kırılganlıklarının sözü edilen tanılarla acımasızca yara aldığına şahit olmuştum. İnsan, kalbine çekingenlik hapsolmuşken bazen konuşamaz olur, kendi acısını dile getiremez ve bu da, acısının baş döndürücü bir hızla artmasına sebebiyet verir. Yalnızlık, en dokunaklı ve en kurtarıcı yalnızlık, çekingen insanın beklenti ufkunda ve en nihayetinde cılız umudunun ışığında, henüz sahip olduğu sayılı kaynaklardan biridir. Özellikle de çekingenlik ateşiyle yanan ergenlerde titreşen yalnızlığın tınısını dinlemekten asla yorulmamak, psikiyatrinin ihmal etmemesi gereken görevlerinden biridir; peki, ilaçların bir faydası olur mu?
Aslında sorunun cevabını yazar metinde veriyor. 😊 İlaç bazen insanın acısını hafifletebilir, zihnindeki yükü azaltabilir. Ama çekingenliğin içinde büyüyen yalnızlığı ve insanın içindeki sessiz kırgınlığı tek başına iyileştiremez. Çünkü insanın ruhu, çoğu zaman önce anlaşılmak ister. Belki de bu yüzden, bir insanın içindeki titreşen yalnızlığı gerçekten dinleyebilen biri, bazen en güçlü ilaçtan bile daha kıymetlidir.
Sevgili seçmek, terapist seçmeye benzer," demişti. “Kendimize sormamız lazım: Bana karşı dürüst davranacak biri mi, eleştiri dinleyecek, hata yaptığını kabul edebilecek ve imkânsız olan için söz vermeyecek biri mi?"