Hayatım çevremdeki varlıklara,etrafımda titreşen titreşen bütün gölgelere bağlıydı. Dünya ile, varlıkların hareketleri ve doğa ile ayrılmaz, derin bağlarım vardı. Bu görünmez bağlar dolayısıyla tabiatın bütün unsurlarıyla aramda ıstıraplı bir akıntı akıntı hüküm sürüyor, hiçbir fikir,hiçbir hayal bana anormal gelmiyordu. Eski resimlerin rumuzlarını, zor felsefe kitaplarının sırlarını, şekillerdeki, türlerdeki ezeli ahmaklığı kolayca kavrayabiliyordum. Çünkü o anda yerin, göklerin dönüşüne, bitkilerin gelişimine, hayvanların kıpırtılarına katılabiliyordum. Geçmiş ile gelecek, uzak ile yakın benim duygusal hayatıma ortak olmuş , iç içe geçmişti. Böyle durumlarda herkes kendi hayatının güçlü bir alışkanlığına,kendi kuruntusuna sığınır. Ayyaş olan, gider kafayı çeker,yazı yazar, taş ustası taş yontar;herkes kendi içindeki ülkeyi, hayatının güçlü olan hareket alanlarına döker. İşte böyle zamanlarda bir sanatçı da şaheser yaratır.