Değişmek,
kendine yabancılaşmak demekti. Dişimdeki küçük bir
oyuğun içine giren bir yemek artığına, dilim ne kadar şiddetle
saldırıyor, o küçük oyuğa giremeyeceğini bildiği halde,
bütün yumuşaklığıyla kendini katı duvarlara vuruyor.
Barınamazsın o kovukta yabancı, diyor. Tükürük bezleri, o
küçük parçayı eritmek, boğmak için seller akıtıyor; dil, bir
yılan gibi tekrar saldırıyor, küçük bir gedik bulup dalmaya
çalışıyor. Boğazım yutkunuyor: büyük anaforlar yaratıp
yutmak istiyor bu bilinçsiz küçük parçayı. Hepsi el birliğiyle
uğraşıyorlar, kendilerini harap ediyorlar. Dilin ucu parçalanıyor,
boğaz kuruyor. Amaç, canlının bütünlüğünü korumak,
değişmesini önlemek. Yeni olan her şeye isyan ediyor
vücut: dünyanın en rahat yatağında ilk yattığı gece uyuyamıyor.