İyi bir öğretmen yıkıcı değil yapıcı unsurları ön plana çıkarabilendir. Tatlı sert disiplinini uygularken karşısındakilerin çocuk ve öğrenen olduklarını unutmadan gerektiğinde hoş görebilendir. İyi bir öğretmen, kendi kişisel sorunlarını sürekli olarak mesleğine ve öğrencilerine yansıtmamakta başarı gösterebilendir. Öğretmenlik kutsal bir vazifedir ve iyi bir öğretmen de yaptığı vazifenin kutsallığı konusunda hiçbir şüphe duymayıp sorumluluğunu yerine getirmek için fedakârlık edebilendir.
Bu olağanüstü bir olaydı, apaçık bir mucize. Ancak, bu yaşlı adam artık mucizelere inanmak istemiyordu. Hayatının son zamanlarını etrafını tatlı bir ışıkla aydınlatan bu genç kızı paramparça olmuş resminin yanında gördüğü anda, ruhunu yaşatan tüm inançlardan kopmuş, yetmiş yıldır inandığı Tanrısına olan inancı o anda tamamen sönmüştü. Yaratmanın verdiği bu kadar büyük bir sevinci ve beklenen heybeti, yalnızca daha sonra tekrar amaçsızca bir hiçliğe fırlatıp atmak için veren, Tanrının bilge ve şefkat dolu eli olabilir miydi? Bu bir güç değil, ancak kendisiyle dalga geçen bir gücün oyunu olmalıydı. Bu Tanrı'nın bir mucizesi olmaktan ziyade hayatın kördüğümünde birbirine dolanan ve sonrasında da çözülen ve giden binlerce rastlantıdan ve yalnızca biri olmaktan ibaretti daha fazlası değil! Tanrı, bu iyi ve saf ruhları ölçüsüz teklifsizce bir oyunun içine atacak kadar az mı umursuyordu? Hayatında ilk defa bir kilisenin ortasında durup Tanrı'dan ümidini kesiyordu, çünkü şu ana kadar hep onun ulu ve şefkat dolu olduğuna inanmıştı ancak şimdi onun ne yapmak istediğini çözemiyordu.