İnsanların birbirleriyle didişmeleri benim canımı epeyce sıkan bir konudur. Ancak bundan daha çok üzüldüğüm konu, kalplerinin her eğlenceye karşı açık olması gereken genç insanların, bir daha ele geçmeyecek olan gençlik günlerine ahmakça şeylere dertlenerek geçirmeleri, iş işten geçtikten sonra da anlamsızca dövünmeleridir. Ben İşte buna çok üzülürüm.
Yaşamak yalnızca bir rüyadır. Bunu benden önce de ifade edenler olmuş; fakat bu benzetme adeta gölgem gibi peşinden ayrılmıyor. Düşünüyorum: İnsanların gücü ve yaratıcılığı avuç içi kadar bir çerçeveye sıkışmış; ellerinden fazla bir şey gelmiyor. Dikkat ediniz, bizim tüm gücümüzle savaşımız sadece geçinmemize ve barınmamıza yarıyor. Yani mahrumiyetlerle geçen şu uğursuz hayatı uzatmaktan başka bir şey değil yaşamak.
Biz insancıklar:
Tanrı'nın şaheserleri mi yoksa Şeytan'ın kötü bir şakası mı olduğumuzu artık bilmiyoruz. Her şeyin yok edicisiyiz,
hemcinslerimizin avcısıyız,
atom bombasının, hidrojen bombasının ve insanları öldürürken nesnelere hiç zarar vermediği için bunların arasında en faydalısı olan nötron bombasının yaratıcılarıyız, makineler icat eden,
icat ettiği makinelerin hizmetinde yaşayan, içinde yaşadığı evi yiyip bitiren, kendisinin içeceği suyu ve kendisine yiyecek veren toprağı zehirleyen, zevk için öldüren,
İşkence eden,
tecavüz eden yegâne hayvanlarız.
*Eduardo Galeano - Aynalar
Eduardo Galeano
İnsanlar her yerde, hayret uyandıracak kadar birbirlerine benziyorlar. Bunların çoğu yaşamlarını karın tokluğuna çalışarak geçirirler.
Arada kendilerine kalan kısacık zaman onlara öyle katlanılamaz gelir ki, o zamanı nasıl değerlendireceklerini, ne yapacaklarını şaşırırlar! Vah bir çareler vah!..