"Geçmişi düşündüğümde bazen üzülüyorum, bazen de içimi bir huzur kaplıyor. Ailemdeki herkesi ben defnettim, toprağa kendi ellerimle gömdüm. Elden ayaktan düştüğümde, geride tasalanacağım kimsem yok. Nasıl öleceğimi de düşündüm; sakin ve sessiz. Beni kimin gömeceği konusunda endişelenmeme de gerek yok, eminim ki köylüler gömerler. Cansız bedenim çürümeye başlayıp da koku dayanılmaz olduğunda, benden çabucak kurtulacaklarından eminim. Üstelik bedavaya da gömmeyecekler; yastığının altında on yuan var, açlıktan ölsem bile o paraya dokunmam. Köydeki herkes o paranın beni gömecek kişiye verileceğini biliyor. Öldükten sonra ailemi yanına gömülmek istediğimi de biliyorlar.."
...Ellerimle kapattım toprağı üzerine, küçük taş parçalarını ayıkladım. Taşlar değer de canını acıtır diye korkuyordum..... Kulübenin kapısına vardığımda oğlumu bir daha göremeyeceğimi anladım..
"Dünyada ne kadar güzel şey görsem elbette senin bir yerine benzetirim. Sonra gördüğüm şeyin her tarafında bir kusuru bulurum. O da gözümden düşer, yine yalnız sen kalırsın.
Uykuya rüyada seni görmek ümidiyle yatarım. Uykudan hayalini kaybetmek korkusuyla kalkarım. Her halim tarif olunmaz ki nasıl söyleyeyim?"