Kimseye anlatamazdı, çünkü başkalarına anlatılan olayların ve kişilerin, insan ve zaman üzerindeki etkisi azalır, unutulur giderdi. Oysa ikinci eşi, unutulmaması gereken tek kişiydi; keşke ölümü hak etmeseydi.
Döndüm
Hep sana
Kimseye anlatmadığım hikayelerden geçtim
Evlerinden atılmış insanların kederinden
Kapkara sevdaların zalimliğinden
Terk edilmiş kuyuların derinliğinden
Verilmiş tüm cevapların cesetlerinden geçtim
Sana geldim
Bütün çarpışmaları kazandım
Ama savaşı kaybettim
Döndüm
Hep sana
Yüzümdeki ifadeyi gözlerinden tanıdım
Yansımasından tanıdım, yaralıydı
Suda sevişirken boğulduğundan beri
Gerçek aşka inanmıyordu
Sadece geceleri seviyor
Sadece sevdiklerine susuyordu
Yılanını taşıyan hint fakiri gibi taşıyordu
Boynunda geçmişini
Döndüm
Hep sana
Hayatın sana biçtiği rol oturmamışsa üstüne, bırakıp bir köşeye çekilirsin. Ama kendine biçtiğin rol oturmamışsa üstüne, o zaman oynamak zorunda kalırsın. Kendini iyi tanımalısın ki, oynadığın rol iğreti durmasın. İş adamcılığı oynarken takım elbiselerini, ev kadıncılığı oynarken sahiciliğini giyinmen yetmez. Dürüst'ü oynarken, gözlerini kırpmadan bakabilmen, yalan söylemediğini göstermez. Bazıları anlar, çünkü bazıları benzer oyunların içindedir. Oyunda olmayanlar da anlar, çünkü bazı kokular dağılmaz, havada asılı kalır.