İçimizdeki Şeytan romanını elinize alıp ilk sayfalarını okumaya başladığınız zaman, ilk etapta bir aşk konusunun sizi karşıladığını zannedersiniz, halbuki durum göründüğü gibi değildir. Aşk konusu da romanın bir konusudur ama sizi sarıp sarmalayan asıl konu, gerçek yaşamla ilgili birçok hakikatin gözlerinizin önüne serilmesidir.
Genç yaşlarında yaşamdan koparılması beni üzen yazarlardan birisi olan Sabahattin Ali, bu romanında içimizin bir köşesinde yaşamımıza yön veren bir şeytanın olduğu düşüncesini ince zekasıyla ele almıştır. Macide, Ömer ve Bedri kahramanlarının üçgeninde ve bir aşk romanı içerisinde, az önce sözünü ettiğim düşünceyi okura pek çok hakikatiyle anlatmaktadır. Aslında içimizin bir köşesinde bir şeytanın bulunmadığını, bu şeytanın insanın kendi gururunun ve ahmaklığının uydurduğu bir şey olduğunu dile getirmektedir. Bununla birlikte, bir şeytandan daha da tehlikeli olarak insanın kendi tembelliğini, acziyetini, iradesizliğini, bilgisizliğini ve bunların içlerinde en korkuncunun da gerçeklerden kaçmak alışkanlığının olduğunu söylemektedir.
Yazıldığı dönemde tepkiler alan bu roman, benim fikrime göre gerçekten de ele aldığı ana konuyu hem etkileyici hem de sürükleyici bir biçimde anlatıyor. Uzun yıllar önce yazılmasına binaen romanın tümcelerinde pek çok yabancı kelime bulunmasına rağmen yine de anlatılanı anlamak konusunda fazla sorun yaşanılmayacağını düşünüyorum. Son olarak böyle bir ustanın romanlarını okumanızı içtenlikle tavsiye ediyorum.