Kitaplığımdaki kitaplar bile bitap düşmüştü. Okuduğum ve okunmayı bekleyen bütün kitaplar, olmayı umduğum insanı yaratmaya, biçimlendirmeye çalışmaktan bitap düşmüşlerdi.
Diğerlerinin de yatıştırmaları gereken ölüleri mi var bilmiyordum ama onlar da başka çareleri yokmuş gibi oluyorlardı. Kitaplardan, belki de birbirlerinden bir şeyler bekliyor, bir şeyler umuyorlardı: aşk, mucize, iktidar...
Hayatımı yaşamış olmadığım, ona hep belli bir mesafeden bakmış, sadece tek bir yanımı geliştirmiş ve insan olarak yoksul kalmış olduğum duygusu içindeydim. Sen hep benden daha zengin olmuştun ve yine öyleydin. Tüm boyutlarınla serpilip gelişmiştin. Hayatını sindire sindire yaşıyordun; oysa ben, sanki hayatımız gerçek anlamda ancak daha ileride başlayacakmış gibi, bir sonraki işe geçme telaşı içindeydim daima.