--Tramvayda
Kısık gözlü, gevşek dudaklı bir genç dikkatini çekti. Onun kötü biri olduğuna karar verdi. Gemide çalışsaydı fitne, gammaz, dırdırcı bir tayfa olurdu. Oysa kendisi, Martin Eden, ondan çok daha iyi biriydi. Bu düşünce onu neşelendirdi; kıza biraz daha yaklaşmıştı sanki. Kendini öğrencilerle karşılaştırmaya başladı. Bedeninin kaslı yapısı aklına geldi ve fiziksel olarak onlardan üstün olduğuna hükmetti. Ancak onların da kafası bilgiyle doluydu ve bu sayede kızın diliyle konuşabiliyorlardı. Bu düşünce onu bunalttı. Bir beynin işi nedir, diye sordu hırsla. Onların yaptığı her şeyi kendi de yapabilirdi. Kendisinin bizzat yaşadığı hayatı onlar kitaplardan öğreniyordu. Onun da beyni onlarınki kadar bilgi doluydu, sadece bilginin türü değişikti. Aralarından hangisi flador düğümü atabilir, dümene geçebilir veya direğin tepesindeki gözcü mahalline çıkabilirdi? Ömrü, tehlikelerden, cesaret isteyen işlerden, zorluktan ve çok çalışmadan oluşan bir dizi resim olarak geçti gözlerinin önünden. Öğrenme sürecinde uğradığı başarısızlıkları, girdiği çıkmazları hatırladı. Yine de üstesinden gelmeyi başarmıştı. Onlar da bir gün hayata atılacak ve feleğin çemberinden geçecekti. İyi o zaman, onlar bununla uğraşırken kendisi de kitaplardan hayatın öbür tarafını öğrenebilirdi.
"Ey Tanrım!" diye içten içe bağırdı kendisine, " Ben de onlar kadar iyiyim. Onlar benim bilmediğim bir sürü şey biliyorsa, şahsen ben de onlara üç beş şey öğretebilirim!"