2021 yılında Haluk Bilginer'in şekspir müzikalini keşfetmiştim. Bu müzikali öyle sevmiştim ki tadını kaçırmamak için her sene 7-8 kez üniversite okuduğum şehirle memleketim arasında yapmak zorunda kaldığım uzun yolculuklarda izleme kararı almıştım. Üç yılı aşan bir süre bu kadar sık izleyip artık çoğu parçayı ezberlememe rağmen Shakespeare'in eserlerini okumaya şimdiye dek nasıl başlamadım bilmiyorum.
Kitabı okumaya başladıktan sonra o kadar çok parça yerine oturdu ki zihnimde. Müzikalde sözleri anlamsız gelen bazı parçaların kitap içindeki rasgele tiratlardan alınması, izlediğim Gonzago'nun Öldürülmesi isimli tiyatronun aslında Hamlet'i, kralı denemek için saraya getirttiği oyuncuların gözünden ele aldığını...
Söz esere gelecek olursa eğer ölüme, varoluşa ve insanın varoluşa katlanmaya mahkum olması üzerine anlattıkları çok derin. Hele o meşhur olmak ya da olmamak tiradı...
Kitapta en çok ilgimi çeken konulardan biri ise Hamlet'in babası olan ve cinayete kurban giden, yaşarken çok iyi bir insan olan eski kralın rehavet içindeyken ve tövbe edemeden ölüşünün onu cehenneme götürmüş olması. Hatta Hamlet bu yüzden amcasından intikamını babası gibi gaflet içindeyken almak istiyor. Yaratıcının yargısında insanın nasıl yaşadığından ziyade ne halde öldüğünün daha belirleyici görülmesi ilgimi çekti.
Bir yanda ise ophelia, peri sultan... Aşkın umudu bile insanı deli etmeye yetermiş. Babasının sözünden çıkmayan her zaman itaatkâr olan Ophelia ancak delirdikten sonra insanların gerçek yüzlerini görmeyi başarır. Bunun en büyük kanıtı ise aslında dağıttığı çiçeklerde gizli. Krala verdiği rezene dalkavukluğu, kraliçeye verdiği sedef otu ise zinayı ve sadakatsizliği temsil eder. Fakat masumiyeti temsil eden papatyayı verecek kimse bulamaz. Bir çok ressamın konu aldığı ölümü hatta