Yazarımızın eseri dört bölümden oluşmakta: Birinci bölümünde Ezilenlerin pedagojisinin gerekçelerinden, ezen-ezilen ilişkisi ve ezme durumundan; ikinci bölümde baskın aracı olarak" Bankacı Eğitim Modeli"nden, bu modelin varsayımları ve özelliklerinden, bu modelde öğretmen-ögrenci ilişkisinden ve bankacı eğitim modeline karşı olarak geliştirmiş olduğu "Problem Tanımlayıcı Eğitim" modelini açıklar(Bu modellerin ne olduğunu açıklamak uzun süreceği için kısaca değineceğim). Üçüncü bölümde diyalogçuluktan, dördüncü bölümde ise kültürel eylemin karşıt teorilerin zeminleri olarak diyalog karşıtlığından, ezenin aracı olarak diyalogçuluğun karşıtlığı ve özgürlükçü olarak diyalogçuluktan bahsetmekte.
Öncelikle yazarımızın kitabında değindiği bankacı eğitim modeli; ezber temelli yürütülen ezberle- yap mantığıyla yürüyen bir sistemdir. Bunun yanlış bir model olduğu ve çok sorun yaratacak olması dolayısıyla eleştirdiği, eğitimde asıl uygulanması gereken modelin ise problem tanımlayıcı olması gerektiği hususunda uzun uzadıya kitabında yer veriyor. Bankacı eğitim modeline ben uzunca değinmeyeceğim çünkü halihazırda ülkemizde uygulanan bir model olması dolayısıyla hepimizin zararlarına çokça aşina olduğumuz kanısındayım.
Yazarımızın ezilen olarak tanımladığı kişiler ise başkasının iradesi altında yaşayanlardır. Başkasının her dediğini yapıp, o kişiye itaat ettikçe mutluluğunun, yaşam standartlarının daha iyi olacağına inan kişiler.Hayatının monotonluğunun bozulmasından korkan kişiler. Bu kişilerin bu durumda olmalarının temel sebebini de neden bu haldeyiz diye sorgulamamalarından, tüm olup bitenleri kaderciliğe bağlamış olmalarından kaynaklandığını belirtiyor.
Yazarın bu ifadeleri size de çok tanıdık geldi değil mi ? Tanıdık geldiğinden eminim. Günümüz şartlarında gerek