" Her insanın nazarı, dikkati, odağı kendi benliğine dönük... Herkesin enâniyeti okşana okşana çıldırtılmış durumda. Eskiden dünyayı kasıp kavuran vebâ gibi salgınlar vardi. Şimdi herkese bulaşmış olan hastalığın adı enaniyet."
Schopenhauer kusursuz bir dünyanın hayalini kurmuş ve şu düşüncelere ulaşmış: tüm dilekler anında kabul olsaydı insanlar kendilerini neyle meşgul eder, nasıl zaman geçirirlerdi? Her işin kendi kendine olduğunu, nar gibi kızarmış hindilerin etrafta uçuştuğunu, aşıkların hiç aksilik yaşamadan kavuştuğunu ve hiç zorlanmadan ilişkilerini sürdürdüklerini hayal edelim.Böyle bir yerde bazıları can sıkıntısından ölür ya da kendini asar bazıları kavga edip birbirini öldürür böylece doğanın onlara şimdi verdiğinden daha fazla zarara kendileri sebep olurlardı
Hülâsa, sana senden yakın hiçbir şey yoktur. Kendini bilmezsen, başkasını nasıl bilirsin? “Kendimi biliyorum, tanıyorum” diyorsan, yanılıyorsun! Çünkü bu bilmek, Hakk’ı tanımanın anahtarı olamaz. Hayvanlar da kendilerini bu kadar bilir. Sen kendinden başın, yüzün, elin, ayağın, etin ve derinden fazlasını bilmiyorsun. Bâtınından bildiğin ise açlıkta yemen, öfkelendiğinde birine saldırman, şehvetin galip geldiğinde hanımına yaklaşmandan ibaret. Bu hususlarda hayvanlarla aynısın. Öyleyse hakikatini araman gerek. Sen nesin, nereden geldin, nereye gideceksin, bu dünyaya ne için geldin, seni niçin yarattılar, saadetin nedir, nededir; şakiliğin, ziyanın nedir, nededir?