Hafize

Hafize
@Hafsa_arslan
Duygularımı samimi bir iletişim biçimiyle samimi şekilde ifade etmenin peşinde olursam, yalanların ve samimiyetsizliğin üzerine kurulmuş her şey benden uzaklaşır. Sahip olmadığım duy­gulara sahipmişim gibi yaptığım bir ilişki istemem artık ya da hissettiklerimi bastırmam. Dürüstlüğü dışarıda bırakan sevgi, sevgi adını haketmez.
Reklam
Benim inancıma göre, çocukluktaki yaraları ve onların sonuçlarını ciddiye al­mamızın, kendimizi bu emirden kurtarmamızın zamanı geldi. Bu, ebeveynlerimizden intikam almamız gerektiği anlamına gelmiyor, onları oldukları gibi görmemiz ve biz küçükken bize nasıl davrandıklarını anlamamız gerektiği anlamına geliyor. Böylece böylesi davranış örüntülerinin tekrarından kendimizi ve çocuklarımızı uzak tutabiliriz. Kendimizi içimizdeki yıkıcı uğraşlarını sürdüren içselleşti­rilmiş ebeveynlerden kurtarmamız gerekiyor, ancak böyle kendi hayatlarımızı onaylayıp kendimize saygı duymayı öğrenebiliriz.
İnsan kendi mahallesini duraksayarak, düzensiz bir tempo­da, amaçsızca ama başını kaldırarak ve yavaşça dolaşma zev­kini -duyulmamış şeydir belki ama kolaydır- bir kere olsun tatmalıdır. İşte mucize o zaman gerçekleşir. Kendine belirli bir görev biçmeden telaşsızca yürümek, şehrin, onu ilk kez gören birine göründüğü gibi görünmesini sağlayabilir. Bilhassa dikkat edilen bir şey olmadığında her şey -renkler, ayrıntılar, biçim­ler- gani gani oradadır. Bir başına amaçsızca dolaşmak, me­sela, şu görüntüleri tekrar yakalayabilmenizi sağlar.
Yürümek kenara çekilmektir: Çalışanların kenarından, hız yapılan yolların ke­narından, servet ve sefalet üretenlerin, sömürenlerin, emekçile­rin kenarından, kış güneşinin solgun yumuşaklığını ve ilkbahar esintisinin tazeliğini hissetmekten daha önemli işleri olan ciddi insanların kenarından uzaklaşmaktır.
Sessizlerin, anlatmayı bilmeyenlerin, kendini dinletemeyenlerin, önemli gözükmeyenlerin, dilsizlerin, o iyi cevabı hep olaydan sonra evde düşünenlerin, insanların hikayelerini merak etmediği o kişilerin yüzleri diğerlerinden daha anlamlı, daha dolu değil mi? Sanki anlatamadıkları hikayelerin harfleriyle kaynaşıyor bu yüzler, sanki sessizliğin, ezikliğin, hatta yenilginin işaretleri var onlarda.