“Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahı ile cihad edeceğiz.”(Bediüzzaman Said Nursi ,Tarihçe-i Hayat)
Fatır-ı Hakimin ezelden beri cereyan eden bir kanunudur ki, herhangi bir milletin felâketlere maruz kalması, fertleri arasında fitne ve fesadın çoğalması, dalâletin hidayete, şerrin hayra galip gelmesi hâlinde, o milletin içinden bu tehlikeleri bertaraf edecek ve o milleti sahil-i selâmete çıkaracak bir peygamber, bir mürşit, bir müceddit veya bir mehdi gönderir. Bu İlâhî kanun Hz. Adem’den (ASM) bu yana böyle devam etmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir.
Peygamberimiz’den (ASM) sonra peygamber gelmeyeceği için, bu vazife Peygamberimizin varisi olan âlimlere tevdi edilmiştir. İşte bu sırra Peygamberimiz (ASM) şöyle işaret etmiştir:
“Cenâb-ı Hak lütuf ve kereminden her yüz senede, ümmetimin dinini tecdid ve takviye için bir veya birkaç müceddid gönderir.”1
Bediüzzaman Hazretleri de her asırda insanları irşadla vazifeli mürşit ve mücedditlerin bulunmasının zarurî olduğunu şöyle ifade buyuruyor:
“Cenâb-ı Hak kemal-i rahmetinden şeriat-ı İslâmiye’nin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslâh etmiş; Din-i Ahmediye’yi (ASM) muhafazaetmiş. Madem âdeti böyle cereyan ediyor; ahir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek.”(Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat)
Peygamber varisi olan bu mümtaz zatlar bütün himmetleriyle, ilim ve irfanlarıyla ümmeti irşad