Adam çocuğuna hayat dersi veriyordu;
“Bak oğlum; hayat açık büfe gibidir. Ve senin sadece bir büyük tabağın var. Her şey sana serbest ama her şey yararlı değildir. Tabağını dolduracak seçimi doğru yapmalısın. Çünkü bu büfeden sadece bir kez geçeceksin. Ve ziyafet sofrasına oturduğunda seçtiklerinle yetinmek zorunda kalacaksın.”
Düşünce, eylemden bir önceki ya da bir sonraki ana aittir. Eylem sırasında bize yol gösteren geçmişte kalmış ve unutulmuş, ruhumuzda tutkuya dönüşmüş düşüncelerdir. Şu anda eylem halindeyim ve bu nedenle düşünmüyorum. Daha sonra, eylemim sona erince düşüneceğimi biliyordum.
İnsanlar eylemlerin değil, sözcüklerin güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar; nihai yetenek dile hakim olmak. Korkunç bir şey bu! Çünkü özünde, bizler yemek yemek, uyumak, üremek, fethetmek ve kendi alanımızda güvenlik sağlamak için programlanmış primatlarız. Bu konuda en yetenekli
olanlara, içimizde en fazla hayvan olanlara ise daima başkaları
sahip olur. Kendi bahçelerini savunmayı, yiyecek tavşan bulmayı
ya da düzgün döllemeyi beceremezken güzel konuşanlar ... İnsanlar zayıfların egemen olduğu bir dünyada yaşıyorlar. Bu bizim hayvan doğamıza korkunç bir hakaret, bir tür sapkınlık ve derin bir çelişkidir.
Bazen adalet için kanunları çiğnemen gerekir. Nasıl bir dünyada yaşadığına bağlı. Eğer kanunlar seni köleleştirmek istiyorsa, özgürlüğün yolu bir cürümden geçer elbette.