Kimi hayatlar vardır, belki öyle afilli anlamlar taşımaz, kâfiyeli de yaşamazlar ama, dokunur böyle insanın içine içine..
Çok sendendir kimi karakterler..
Hatta okurken sahiplenirsin bazılarını, mesela George gibi; "bu sanki ben" dersin..
O türden bir kitaptı Fareler ve İnsanlar benim için..
Farklı alemde, birbirine belki de en yakın iki mahluk..
Fare her ne kadar mide bulandırıyor olsa da, onsuz da olmuyor yeryüzü, bir sebebi var yaratılışının, herkes ve herşey gibi.. Hem de azımsanamayacak, kümsenemeyecek cinsten...
İnsan da her ne kadar zararlı olursa olsun vazgeçilemeyen varlık haline dönüşebiliyor çoğu zaman.. Ya da büyük fareler kendilerini vazgeçilmez zannediyor da diyebiliriz..
Belki de bazen insan fareden daha yalnız. Ya da büyük farelerin küçük fareleri yemeye çabaladığı bir dünyada, hepimiz büyüğünden tiksiniyor ama küçüğü de olmak istemiyoruz..
Kim bilir, belki de önüne geçemediğimiz kötülükler, düzeltemediğimiz yanlışlar hep kötü oluşunu kabullenemediklerimizdendir sevdiklerimizin.
Ya da kabul ettiğimiz tüm kötülükler için belki de vakit çok geçtir..
Zihnimde betimlemelerini canlandırırken, minicik bir dünyanın ne kadar soruyu ve zorluğu barındırdığını, yine küçücük bir kitabın itina ile yazılmış satırlarında gördüm...
Hoyratça sevmenin, ya da sevgi dilini bilmeden sevmeye çabalarken öldürmenin acısını hissettim Lennie'yle..
Okşadığını zannetip ezmek, sevdiğini zannederken öldürmek! Ve en acısı öldürdüğü için kendisini değil, öldüğü için suçalamak öleni ve her hırsında bir kez daha öldürmek! Sonrası yeniden insanca bir hareket, vicdan azabı!
Bazen soruyorum kendime ; evet herkesin geçmişine dayalı bir yara izi, bir ruh acısı, mânevî bir bozukluğu vardır muhakkak.. Bu sebepten kötü belki de çoğu kötüler.. Fakat sevilmemiş ve bu sebepten sevgiyi öğrenememiş biri