Çok başka beklentilerle almıştım bu kitabı elime. Trajik bir olay, muhtemelen vuslatsız bir aşkın hikayesini okuyacağım ve ağlayacağım sanmıştım, yanılmışım. "Olay"sız dağılıyor "kişi"ler:)
Evet, olaydan ziyade tahlil romanı diyebiliriz.
Tanpınar bu eserinde edebi mizahını konuşturuyor, karakterlerinin hikayeleri anlatıyor, kişi analizi üzerinde yoğunlaşıyor.
Başta "Hımm, Behçet Bey anlatılacak demek..." dedikten takribi bir 15-20 sayfa sonra hoop Behçet beyimizin dıdısının dıdısının dıdısının dıdısı Agop'u dinliyorsunuz.
Ben özellikle Sabri Hoca'nın hikayesini heyecanla okudum. Çok istedim babası ile yüzleşmesini, babasını biraz da rahmetli öz kardeşi ve anası için ağlatmasını ama yapmadı. Tabi Kanal D dizisi değil ki bu twitter'da taglayıp senaryoyu değiştirelim, reytinge oynasın...
Velhasıl ben sevdim bu kitabı. Aslında sevmemiştim fakat -birkaç gün oldu bitireli- sindirince, geriye dönüp şöyle bir bakınca "güzeldi bee" dedirtti, ben de şaşırdım.
Dipçe: Sabri Hoca ile İsmail Molla'nın sohbetine ne demeli? Abdulhamit için "Hele bir o gitsin de!" demeler falan... Fetocu mudur nedir:)