Karnını doyurduktan sonra hep çiğdem soğanı çıkarmaya gider, çiğdem'in çiçeklerinden, yer altındaki en kocaman soğanları bulur çıkarırdı. Solgun, kurumuş çiçeklerin soğanları büyük ve çok sütlü olurdu. Müslüm kököcüyle bir abanmada bir kökü dışarıya alıverirdi. Bu işte çok ustalaşmıştı. En iri çiğdemlerde taş dipleriyle çalı aralarında, kevenlerin altlarında biterlerdi. Koyu sarı, kısa sapı çiçekleri göz kamaştırırdı. Öylesine parlak, öylesine Sarı. Müslüm çiğdem köklerini kazarken hiç bilmediği taze, buğulu bir kokuyla toprak kokar, onun başını döndürür, sarhoş ederdi.
Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen, İki kazma kürek, iki de ırgat gerek, Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen, Bir Sinan gerek, bir de Süleyman gerek.” Mehmet Âkif Ersoy
İlk teravih Süleymaniye Camiinde hayırlı Ramazanlar