Dededen kalma kıl çadırlar ottan, kamıştan yapılmış evlerin köşelerinde, ahırlarında, samanlıklarında çürümeye bırakılmışlardı. Baharın ucu gözüküp, ilk çiğdem kayalıkların arasında sarı sarı parlayınca ve dağlara giden ilk yörük göçleri gözükünce samanlıklarda çürümeye bırakılmış çadırlar yerlerinden çıkarılıp yıkanır, temizlenir, yeniden yerlerine konurdu. Her Çukurova'nın gönlünde bir gün gene eski yaşama dönmenin yalımı parlardı. Dağlara giden yörüklere imrenerek, öfkelenerek, biraz da sevinerek bakar, çukurun sıtmasında, sarı sıcağında, kan gibi ılık suyunda, pıtıraklı tarlalarında çalışmanın acısında eski günlerin bir gün geri geleceğine inanarak kendilerine avuturlardı.