Dr. HH

Bu incitici manzaraya daha fazla tanık olmak istemeyen Mustafa Kemal, bir an önce karşı kıyıya geçmek için Cevat Abbas’la birlikte rıhtımda kendilerini bekleyen Kartal istimbotuna bindi. Fakat bu rezil piyese bir süre daha katlanmak zorundaydı. Zira işgal donanması kutlamalar eşliğinde ağır ağır ilerliyor, geçit uzadıkça uzuyordu. Boğaz’da süzülenler arasında Yunan gemileri de olduğunu gördüğünde daha fazla dayanamayıp güverteye çıktı ve ayakta dimdik durarak beklemeye başladı. Komutanını bu halde yalnız bırakmak istemeyen Cevat Abbas, manzaranın yarattığı hezeyan hissiyle yanına ilerlediğinde, Mustafa Kemal’in ağzından dökülen bir cümle işitti: “Geldikleri gibi giderler!”
Alıntı
Reklam
İpler kopmak üzereydi. Gece saatlerinde Ali Fuat Paşayla görüşerek yaklaşan tehlikelerden bahsetti ve nicedir zihninde sır gibi taşıdığı düşüncesini, “Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve koruması, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır,” diyerek açıkladı.
1000k
Bugün görüş günüydü . Ama kuşlar hiçbir şey ge­tirmediler. Ne babamı, ne de senin mektubunu. Sen bana demezmiydin hep, çok istediğin bir şey varsa söyle, kuşlar pazara gidince belki getirirler diye? Kaç gündür söyleyip duruyorum. Bana görüşgünü babamdan ve senden haber getirsinler diye av­ludaki bütün kuşlara seslendim. Hatta demirlerin arasından bile bağırdım. Bugün başkalarına geldi mektup. Oysa onlar kuşlara söylememişlerdi. Belki de benim sesimi duymamışlardır. Yoksa bana küstü­ler mi? Hani bir kere taş atmıştım bir kuşa. Küserler sonra demiştin sen. Küstüler mi dersin? Ama bir da­ha hiç taş atmadım ki!
Alıntı
Kocaman bir kazanda aşure pişiriyorsun. Hani buradayken pişirirdin ya, işte öyle. Senle birlikte di­bini sıyırmak ne kadar eğlenceli olurdu! Dışarıda pi­şirirsen kiminie sıyıracaksın dibini? Başka bir çocukla sıyırma. Belki onun nezlesi vardır. Sana da ge­çer.
Alıntı
Bu nedenle düşüncelerin derinliğinden sıyrılarak muhatabına, “Rahat olunuz. Sizde hiçbir kusur ve kabahat düşünmüyorum. Kusur ve kabahatin büyüğü, sizi mensup olmadığınız bir milletin orduları başına getirenlerdedir. Şimdi siz belki feci akıbetlere uğrayacaksınız. Belki ben, yalnız ben değil, bütün Türk milleti aynı akıbetlere uğrayacağız. Fakat ikimizin de avunabileceği bir nokta vardır; o da felâketlerin sorumlusunun, siz veya ben olmayışımızdır; mensup olduğumuz imparatorlukların başında ve idaresinde bulunanlardır,” dedi.
1000Kitap
Reklam