Bu nedenle düşüncelerin derinliğinden sıyrılarak muhatabına, “Rahat olunuz. Sizde hiçbir kusur ve kabahat düşünmüyorum. Kusur ve kabahatin büyüğü, sizi mensup olmadığınız bir milletin orduları başına getirenlerdedir. Şimdi siz belki feci akıbetlere uğrayacaksınız. Belki ben, yalnız ben değil, bütün Türk milleti aynı akıbetlere uğrayacağız. Fakat ikimizin de avunabileceği bir nokta vardır; o da felâketlerin sorumlusunun, siz veya ben olmayışımızdır; mensup olduğumuz imparatorlukların başında ve idaresinde bulunanlardır,” dedi.