Kitapta anlatıcının adı açıkça geçmez; ancak oğlu Ege, eşi Ece ve yakın arkadaşı Çiğdem’in isimleri yer alır. Çiğdem’in ona taktığı bir lakap da vardır. Anlatıcı, doktorun kendisine sadece iki ay ömrü kaldığını söylemesiyle birlikte hayatını ve yaptıklarını sorgulamaya başlar. Eşiyle ayrılma noktasına gelen bu süreçte, yeniden onunla yakınlaşır ve kendi iç sesiyle derin bir hesaplaşmaya girer.
Hayat bazen büyük patlamalarla değil, küçük sessizliklerle darmadağın olur. İlker Balkan’ın Kırık Gölgesi tam da bu sessizliklerin romanı…
Kitapta ölümle yüzleşen bir anlatıcı var; babalığı, eşliği, insanlığı sorgulayan, kendi içindeki kırıklara bakmaktan kaçamayan biri. Ama aslında bu sadece onun hikâyesi değil; satırların arasına gizlenen biziz. Hepimizin içinde sakladığı pişmanlıklar, söyleyemediği cümleler ve duyulmamış çığlıklar var. İşte Kırık Gölge, o çığlıkların romanı.
Sayfaları çevirdikçe sadece bir karakterin hesaplaşmasını okumuyorsun; kend yarım kalmışlıklarınla da yüzleşiyorsun. “Ben ne ara bu kadar eksildim?” sorusu belki de en çok kendine yöneliyor. Kitap, bir veda olmaktan çok, içsel bir aynaya dönüşüyor; okurunu kendi kırık gölgesine yaklaştırıyor.
Duygusu ağır, dili akıcı, bıraktığı etki ise uzun soluklu… Kırık Gölge bitince kapanmıyor, zihninde yankılanmaya devam ediyor. Sessiz çığlıklarını hatırlamak isteyen herkesin yolunu kesmesi gereken bir roman.
Kırık Gölgeİlker Balkan · Kanon Kitap · 202531 okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Necla, küçüklüğünden beri meraklı ve girişimci bir yapıya sahiptir. Üniversiteyi bitirdikten sonra uzun süredir aklında olan projesini hayata geçirir ve “Buluştur Beni Necla” adını verdiği çöpçatanlık şirketini kurar. Burada birbirine uygun adayları seçip bir araya getirerek yuva kurmalarına vesile olur. Tüm bu süreçte gizliliğe büyük önem verir ve düzenlediği etkinliklerle pek çok insanın tanışmasına katkı sağlar.
İlk başlarda işler pek de yolunda gitmez; ancak zamanla Necla’nın ünü tüm ülkeye yayılır. Kimi evlenmek istemez, kimi hayalini kurduğu adayı bulamaz, kimisi de aile baskısıyla bu etkinliklere katılır. Çoğu zaman adayların bir araya geldiklerinden bile haberleri olmaz.
Elbette Necla sadece insanları buluşturmakla kalmaz; çevresinde onun başarısını kıskanıp ayağını kaydırmak isteyenler de vardır. Peki, Necla tüm bu zorlukların üstesinden gelerek adaylarının mutlu yuvalar kurmasını sağlayabilecek midir?
Parayla kurulan evlilikler gerçekten huzur getirir mi? Aşk mı önemli yoksa maddiyat mı? İnsanlar gerçekten kiminle evlenmek istiyor, yoksa sistem mi onları yönlendiriyor?
Ben yazarın dördüncü kitabını okudum ve kalemini gerçekten çok beğeniyorum. Bu eser, diğerlerinden farklı olarak daha mizahi bir dille anlatılmış ve okuru sık sık gülümsetmeyi başarıyor. Kitapta adayların birkaçının hayatına konuk oluyor, yaşadıklarını keyifle takip ediyoruz.
Necla’nın çöpçatanlık üzerinden kurduğu sistem, aslında insanların değerlerini, beklentilerini ve ilişkilerdeki samimiyeti tartışmaya açıyor. Sadece bir iş kurma hikâyesi değil; aynı zamanda aile, sevgi, çıkar ilişkileri ve toplumun ikiyüzlülüğü üzerine düşündürücü bir romanla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Bence bu kitap, okura hem eğlenceli hem de sorgulatan bir yolculuk sunacak gibi duruyor. Necla’nın cesareti,