Delal ve Şiyar tam evlenecekleri gün, Şiyar ortadan kaybolur… Onu bulan kişi yine Delal olur ama o gün düğün günü değil, Şiyar’ın ölüm gününe dönüşür.
O andan sonra Delal, yaşayan bir ölü gibi devam eder hayatına. Çünkü onların aşkı öyle sıradan bir sevda değildir, dillere düşecek kadar derindir.
Ama töreler vardır. Delal, Şiyar’ın kardeşi Diyar’la evlenmek zorunda bırakılır. İkisi de bunu kabul etmez. Delal öyle bir noktaya gelir ki, bu evliliktense ölümü göze alır.
Tam burada karşısına Mamo çıkar. Ona bir teklif sunar: Oğlu ile evlenmesi şartıyla Delal’i bu kaderden kurtaracaktır. Ama köyün ileri gelenlerin şartı vardır… Delal bir daha asla kendi köyüne dönmeyecektir. Dönerse, bedeli ölüm olur.
Delal, neyle karşılaşacağını bilmeden, hiç tanımadığı bir hayata doğru yola çıkar.
Ve Mamo’nun, askerden sonra yaşadığı olaylar sonucu topal kalan oğlu Baran’la evlenir. Onu kolay bir hayat değil, ağır ve yabancı bir yaşam bekliyordur. Bilmediği insanlar, alışamadığı düzen ve her geçen gün artan yükler…
Yazar yine gerçek bir yaşamdan yola çıkmış. 17 yaşında bir kızın, 1959 yılında törelere karşı durup kendi hayatını seçmeye çalışması… Bu cesarete gerçekten hayran kaldım.
Ama en çok, Delal’in iç dünyasını biraz daha derin okumak isterdim. Onun hislerini daha fazla hissetmek, daha çok içine girmek isterdim.
Delal benim için unutulacak bir karakter değil. Benimle bir yerlerde yaşamaya devam edecek. Hep aklımın bir köşesinde kalacak.
Ve kitap, her şeye rağmen umudun var olduğunu hatırlatıyor. Ne olursa olsun, o küçük umut kırıntısı hiç kaybolmuyor.
Sinan hocanın kalemi zaten kendini belli ediyor. Daha ilk sayfalarda Delal’in hikayesine çekiliyorsun… Ve bir daha kolay kolay çıkamıyorsun