Aya; kendi gezeninden getirilip dünyaya daha küçük olmasına görevi gereği bir kapıya bırakılıyor. Çünkü o ailenin ona ihtiyaçı.
Zeynep ve Okan küçük bir trafik kazasında karışırlar. Ve Okan Zeynep'i gördüğü anda onu tanır çünkü aynı okula gitmiş olup Okan sevdiği kızıdır.
Zeynep daha önce evlenmis ve bir çocuğu kaybetmiştir daha sonra ise Ahmet'en boşanmış ve İngilizce öğretmenliği yapmakta ve bir çocuğu vardır
Okan lise zamanların da yaramaz olup şimdi çok başarılı bir iş adamı olmuş hiç evlenmemiş çünkü içten içe hep Zeynep'i beklemiştir.
Okan'ın bu sefer onu bırakmaya niyeti yoktur. Ne yapar eder Zeynep'in gönlünün kazanmaya niyetlidir.
Zeynep çok farklı biri insanların bir çok şeyini önceden bilmesi hissetmesi bunun için daha temkinlidir çünkü önce Okan'ın önce kendini tanıması gerektiğini söyler.
Yeniden bir trafik kazasının da Zeynep'e ulaşamazlar. Okan uyandıktan sonra onu bambaşka bir hayat bekliyordur.
Ülkemizin yaşadığı depremler felaketleri için de Okan'ın yaşadıkları ve iletişim geçtiği gruplarla onun karşında çıkan kişi ve Sonrasında neler yaşanacaktır peki?
Kitaba ilk başladığımda beni karşılayan şey net bir şekilde fantastik bir kurguydu. O dünyanın içine girerken bambaşka bir hikâye okuyacağımı düşündüm.
Aslında hayat sandığımız kadar dış etkenlerin kontrolünde değil. Yapamam dediğimiz yerde durmak yerine yaparım diyebilmek, insanın kendi kaderine dokunduğu an oluyor. Kitap da tam olarak bunu hatırlatıyor; seçimlerimizin, cesaretimizin ve inancımızın ne kadar belirleyici olduğunu.
Ama bir yandan da yazarımızın aklı belki de biraz karmaşık olduğunu hissettim. Çünkü kitapta tek bir yol yok fantastik öğeler, mistik anlatımlar, yer yer tasavvufi dokunuşlar hepsi iç içe geçmiş durumda. bazen şu an neredeyim? dedirtti
Bu kitap sadece bir aşk hikâyesi ya