Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Gururu kırılmış bir aslanın,başını kafeslere vurup parçalayışı gibi öldürüyorum kendimi.Kanayan kafesler sizin gençliğiniz,benim görmeyen gözlerimdi.Elveda!"
Hemen bir heykel yontmaya başlamışlar. Güzel yuvarlak bir baş yapmışlar. Çenesine o kusursuz açıları verirken zorlanmışlar en çok. Dudaklar için gündüz çalışmışlar, çünkü gece o küçücük, kusursuz kıvrımları veremiyormuşlar. Gözleri bekletmişler, bebeğin başına kıvır kıvır kızıl saçlar yapmışlar. Bir insan kızının vücudunu meydana getirmeye çalışıyorlarmış ama gözlerinde tanrısallıkla insanlığı birleştirmek istemişler. Göz bebeklerini düşünmüşler günlerce, doğru büyüklüğü bulmak için, sonra göz kapaklarının açılarını düşünmüşler, binlerce defa uğraşmışlar ama her seferinde bozup yeniden yapmışlar. Sonunda yüce bir esinle birisi ellerini gözlerin üstune dokundurup, parmaklarını iki yana çekmiş ve bu çekişle göz kapakları o yarı insan, yarı tanrı görüntüsünü almış. Sonra insan rengine boyamışlar bebeği ve kıza sunmuşlar. Kız onu o kadar çok sevmiş, gözlerindeki bakışa öyle hayran kalmış ki canlanmasını istemiş. Zeus bebeğe yıldırımlarını göndermiş Bebek canlanmış. Her şeyiyle bir insan gibiymiş yalnız gözleri görmüyormuş. Zeus 'Neden?' diye bağırmış. Heykeltıraş şöyle demiş: 'Çünkü onlara tanrısallık karıştı ve o insani denge sarsıldı. Biz görmek için değil, görülmek için yaptık bu gözleri."